Skip to main content

Suriye savaşı

Suriye din ve mezhep savaşı yapmaktan vazgeçmelidir.

Irk savaşı yapmıyor, bölge ülkelerinden, ordusuna yardım aldığına göre, ırkçı değil ama din ve mezhep savaş yapmamalıdır. Bu konuda, Lübnanı kendine örnek alabilir. Bölgesindeki ülkelerle barış yapması lazım. ülkesindeki iç savaş nedeni ile başka ülkelerde yaşayan ,suriyeli bilim ve devlet adamlarını tüccarlarını tekrar, vatanlarına çağırıp bir hükümet kurmalı. Yardım istemeli, Dünyanın her yerinde yaşayan vatandaşları var. mezhep ayırımı yapmadan çağırmalı. Ordusu kendi halkını bombalamaktan vazgeçmeli. Komşu ülkelerle barış anlaşmaları yapmalı. Her bölgesinde af olmalı. İsrail ve filistin içinde aynı şey geçerli. Zaten o bölgenin insanları, her yerde beraber yaşıyorlar, aileler kurduklarını görüyoruz. Akdenizde boydan boya sahilleri var. Oralardaki liman şehirlerini geliştirsinler. Mısır dahil, liman şehirleri kozmopolit olur. Evrensel yaşama açık olur. Birleşmiş Milletlerin bu konuyu ele alması lazım. Avrupa Birliği zaten yardımcı oluyor. Savaşın kesinlikle durması, barış anlaşmalarının yapılması lazım. Yoksa giderek büyüyecek. Astana anlaşmasına dahil olup, ipek yolunu, liman şehirlerine bağlayabilirler, ama ipek yolunu koruyacak, ordularının olması lazım. O zaman şehirlerde iş alanları açılır, ticaret yapılır. Başka ülkelerdeki, suriyeli aileler dönerler evlerine. Bölgeye barış hakim olur, refah gelir. Bunun için, bölge ülkelerinin ve Birleşmiş Milletlerin Suriyeye yardımcı olup, kendi memleketlerinde kalmalarını sağlamaları lazım. Böylelikle göçlerde önlenir. Bu iş kamplara yardım yollamakla çözülmez, Daha kaç sene yardım yollanacak, o paralarla, memleketlerinde yaşamalarını sağlamak lazım. Mülteci çadırlarını bombalamakla da bu iş çözülmez. Fosfor bombasından kurtulanların, havada yanmaya devam ettiklerini, ancak suyun içinde kalırlarsa acılarının kesildiğini okudum. Bu bir soy kırım. İnsanlar, barış ve af anlaşmaları yaparak savaşları durdurur. Bu ayni zamanda, Dünyamızı, Doğamızı ve iklim ve insanlık tahribatını durduracaktır. Barış ve refah dolu, yaşanabilir bir Dünya dileği ile.

10 Temmuz Çarşamba, Ayla Gönenç

Kentlerin Küçük Sorunları

Büyük kentlerin, güzelleştirilmesi, yaşamın kolaylaştırılması için, elbette, metro gibi, köprülü kavşak gibi, pahalı ve uzun süren, yatırımlara gerek var. Ancak, büyük kentlerin, küçük bazı sorunlarının çözümü de yaşamı kolaylaştırabilir.

Rahmetli Vedat Dalokay, sadece kavşak düzenlemesiyle hem trafiği büyük ölçüde hafifletmiş hem de Ankara’yı güzelleştirerek büyük beğeni toplamıştı…

Sakıp Sabancı Kültür Merkezi’nin önünde, Mustafa Kemal Bulvarı’ndan gelip, Konak yönüne döndüğünüz köşede, bereket ki etrafı şeritle çevrilmiş bir yer var. O yer, bir kaç kez çukur oldu. Sonra betonlandı. Yine çukur oldu. Şimdilerdeyse, bir moloz yığını. Her sabah önünden geçiyorum. Hızla kavşağa giren araçlar, onu görünce kaçacak yer arayıp, birbirlerinin üstüne seyrediyorlar. Kaza olmaması mucize, tabii benim görmediklerim yoksa. Demek ki; sadece yüz metre ötede, dev tüneller kazan, viyadükler yapan teknoloji, o küçücük çukurla başedemiyor!

İZSU aylar önce, yolların tümünü kazıp, yeni boru döşemeye başladı. Boruları döşeyip, kapattılar. Sonra tekrar kazdılar, kapatıp bir daha kazdılar. Bir ara asfalt döşenir gibi oldu. Asfaltı da kazdılar ya kapatmadılar ya da kapattıklarının molozlarını da olduğu gibi bıraktılar. Araba tamircileri, çok mutlu olmalı…

Bir de, Konak’taki metro yapımı ile viyadük yapımı için, o kadar geniş bir alanı kullanıma kapatmak gerekir miydi diye düşünüyorum. Ankara metrosu yapılırken, çalışmaları, kentliler izlesin diye bir seyir platformu yapılmış, trafiğe kapatılan alana iki eski vagonla, nostaljik kafeler kondurulmuştu. Ankaralılar’dan özür diler gibi…

Konak viyadüğü yapımında, sanırım zemin sorunu çıkmış. Çalışmalar, bana da durmuş gibi geliyor. Biz İzmirliler’in, bilgilenme hakkı yok mu?

Bir de Mustafa Kemal Sahil Bulvarı, daha doğrusu “otoyol” sorunu var. Benim gibi, o bölgede yaşayanların, denizle bağlantısını tümüyle kesti. Karşıya geçmeye korkuyoruz çünkü. “Yaya geçitleri var ya” demeyin. Onlar daha da tehlikeli. Yeşil yandığına güvenip yaya geçidinden geçeyim derken magandalar, iki-üç kez eziyordu beni. Eğer, otoyolsa, etrafını tel örgü ile çevirmek gerek. Çeşme oto-yolunda var. Eğer, bulvarsa, yapımına başlandığını sevinerek izlediğim Güzelyalı üst geçidi gibi üst geçitlerin sayısı arttırılsın. Bir de kırmızı ışık magandalarına önlem olarak trafik lambalarından on metre öncesine, kasis yapmayı denemeli. Tabii, eğer otoyol değil, bulvarsa. Ben, 56. sokak ile 76. sokağın keşistiği yerde oturuyorum. İki yıl öncesine kadar o kavşakta, haftada en az iki-üç kaza olur, çarpışan araçlar bir de park etmiş araçların üzerine uçardı. Sonra Sayın Amet Sarışın’dan rica ettim; kaşağa yakın iki kasis yaptırdı ve kaza maza kalmadı. Ama ben, 56. sokağın, İnönü caddesi çıkışından da çok korkuyorum. Çevrede birçok okul var. Öğrencilerin yüzlercesi hergün yaya geçidi bile olmayan bir yerden, İnönü caddesini geçiyor. Oysa ki; Amerikan Koleji önünden başlayan bir bela yokuş var. Kaç kez freni patlayan kamyonlar, otobüsler, Hıfzısıhha kavşağını geçtikten sonra, devrilerek durabildiler. Bir keresinde de devrilen bir belediye otobüsünde ölenler olmuştu. Hıfzısıhha kavşağına bir üst geçit yapımı şart…

Aman çocuklarımız ölmesin…

Originally posted 2015-11-02 10:55:08.