<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Erdinç GönençErdinç Gönenç</title>
	<atom:link href="http://www.erdincgonenc.com/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.erdincgonenc.com</link>
	<description>Hayatı, İzmir&#039;im kitapları, gazete ve dergilerde yayılanmış diğer yazıları ve haberler.</description>
	<lastBuildDate>Sat, 19 May 2012 18:17:02 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	
		<item>
		<title>Tüpler Patlamasın</title>
		<link>http://www.erdincgonenc.com/122/tupler-patlamasin/</link>
		<comments>http://www.erdincgonenc.com/122/tupler-patlamasin/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 19 May 2012 18:17:02 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Erdinç Gönenç</dc:creator>
				<category><![CDATA[Hürriyet Gazetesi]]></category>
		<category><![CDATA[alsancak]]></category>
		<category><![CDATA[annem]]></category>
		<category><![CDATA[çocukluğum]]></category>
		<category><![CDATA[ekonomi]]></category>
		<category><![CDATA[kapitalizm]]></category>
		<category><![CDATA[körfez]]></category>
		<category><![CDATA[liberal ekonomi]]></category>
		<category><![CDATA[maliye]]></category>
		<category><![CDATA[tüketici]]></category>
		<category><![CDATA[vahşi kapitalizm]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://ecbiz97.inmotionhosting.com/~pixele7/erdincgonenc.com/?p=122</guid>
		<description><![CDATA[Günümüz Türkiye’sinde egemen ideoloji, özelleştirme. Karşıt görüşlerin esamesi okunmuyor. Kapitalizmin ulaştığı düzeyin doğal bir sonucu bu. Artık özel sektör, KİT desteği olmaksızın da ayakta durabileceğine inanıyor ve de ülkeyi yönetmeye talip oluyor. Bana memuriyeti “kara maliyeciler” öğretti. Devletin bir kuruşunun bile üzerine titrerlerdi. Yine de ben, özelleştirmeye, karşı çıkmıyorum, akıntıya karşı kürek çekilmez. Eğer devlet, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Günümüz Türkiye’sinde egemen ideoloji, özelleştirme. Karşıt görüşlerin esamesi okunmuyor. Kapitalizmin ulaştığı düzeyin doğal bir sonucu bu. Artık özel sektör, KİT desteği olmaksızın da ayakta durabileceğine inanıyor ve de ülkeyi yönetmeye talip oluyor.</p>
<p>Bana memuriyeti “kara maliyeciler” öğretti. Devletin bir kuruşunun bile üzerine titrerlerdi. Yine de ben, özelleştirmeye, karşı çıkmıyorum, akıntıya karşı kürek çekilmez.</p>
<p>Eğer devlet, küçülerek etkinleşecekse, eğer serbest piyasa ekonomisi, eğer gerçekten liberal ekonomi ve tam demokrasi gelecekse, özelleştirmeye karşı çıkmak niye?</p>
<p>Peki ya gelmezse?</p>
<p>Acaba bu yaz, Çeşme yolunda hileli benzinden ötürü bozulmayan kaç araç vardır.</p>
<p>LPG (likit petrol gazı) fiyatı 155 bin lira oldu. Gazetelerde, gün geçmiyor ki tüpgaz patlaması, tüp gaz zehirlenmesi haberi okumayalım. Eğer kaçak doldurulmuşsa tüp parasını ödediğin şey, tüp değil belki de ölümdür.</p>
<p>Cumhuriyetimizin kuruluş yıllarında, üç önemli beyaz vardır. Un, şeker, tuz. bir de gazyağı. Üzerinde deniz kabuğu amblemi bulunan gaz tenekeleri, öylesine yaygın kullanılırdı ki, o dönemi “teneke uygarlığı&#8221; diye adlandıranlar bile çıktı. Gazyağı çabuk parlamaz. Bu yüzden lamba ve sobalarda güvenle kullanılır. Benim çocukluğumda da alsancak’ta bile çokça kullanılırdı. Elektrik pek yoktu. Annenannemde kaldığımda, gaz lambası ışığında ders çalışırdım. Gaz sobası yoktu. Mangalla ısınırdık. Şimdilerde Egemenliği tüpgaz sobalarına kaptırsa da çokça kullanılırdı gaz sobaları.</p>
<p>Eğer gaz sobası kullanıyorsanız aman dikkat ediniz aldığınız gazyağma. Eğer birileri, solvent karıştırmışsa, artık sobanız bir bombadır. Her an patlamaya hazırdır. Solvent, boya ve kimya sanayinde çok kullanılan bir kısım petrol ürünlerinin genel adıdır. Ucuz üründür. Ama gaz yağının aksine çok çabuk parlayıcıdır. Ne yazık ki, sonucunu bile bile benzine de gazyağma karıştıranlar var. Epeyce yakaladık da&#8230;</p>
<p>Bereket ki Diyarbakır’da müteahhitin binası beşinci katı çıkarken çöküyor. Ya içinde insan olsaydı&#8230;</p>
<p>Sık sık yangın çıkaran elektrik kabloları, mürekkebi dağıtan okul defterleri. Siz hiç asansörde kaldınız mı? Aldığınız ekmek gerçekten 300 gram mıdır?</p>
<p>Bugünlerde apartman fuel-oil alacaksanız. Dikkat edin. İzmir sokakları pompasını size biraz yakıt biraz da hava satmaya ayarlamış tankerlerle doludur. Biz bunlarla boğuşuyoruz elbette. Savcılıklara verdiğimizin sayısını hatırlayamam. Kaçak tüp dolumunu İzmir’de engelledik. Ama Manisa’dan Antalya’dan diğer illerden geliyor.</p>
<p>Özelleştirme serbest piyasa ekonomisini, liberalizmi getirecekse tek başına hoş geldi, başımızın üzerinde yeri var.</p>
<p>Peki ya tüketicinin korunması, rekabetin korunması, tekellerin, kartellerin kırılması?..</p>
<p>Tüketicinin korunması ile rekabetin korunması, bence eş anlamlı. Tüketicinin çıkarı için, standartma uygun üretim yapanın kuşkusuz maliyeti daha yüksektir. Eğer, korumazsanız, üç kağıtçının düşük maliyetine yenilir. Kötü mal, iyi malı kovar piyasadan ve sonunda kaybeden tüketici olur.</p>
<p>Bir de işin çevre boyutu var. Kazlıçeşme dericilerinin bir bölümü şimdi Tuzla’da. Çevreyi kirletmiyorlar ama arıtmadan ötürü ek maliyetleri var. Bir kısmı Sakarya kıyılarında. Ek maliyet sıfır. Peki ya Sakarya’nın maliyeti.</p>
<p>Ah ey güzelim İzmir Körfezi, İzmit Körfezi kıyısındaki güzelim kiraz bahçeleri, çilek tarlaları. Bursa ovasının şeftali bahçeleri, ne de çok özledim sizleri&#8230;</p>
<p>Eğer tüketici hakları korunmazsa, eğer rekabet korunmazsa, özelleştirmeyle gelecek olan -korkarım ki- liberalizm olmaz. Olsa olsa “vahşi kapitalizm” olur.</p>
<p>Özelleştirme olsun olmasına da.</p>
<p>Gaz sobaları parlamasın, tüpler de patlamasın&#8230;</p>
<p>Hürriyet 7 Aralık 1994</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.erdincgonenc.com/122/tupler-patlamasin/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Körfeze Ağıt</title>
		<link>http://www.erdincgonenc.com/47/korfeze-agit/</link>
		<comments>http://www.erdincgonenc.com/47/korfeze-agit/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 18 May 2012 18:02:20 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Erdinç Gönenç</dc:creator>
				<category><![CDATA[Cumhuriyet Gazetesi]]></category>
		<category><![CDATA[Gazete Ege]]></category>
		<category><![CDATA[alsancak]]></category>
		<category><![CDATA[babam]]></category>
		<category><![CDATA[çipura]]></category>
		<category><![CDATA[güzelyalı]]></category>
		<category><![CDATA[kapitalizm]]></category>
		<category><![CDATA[karşıyaka]]></category>
		<category><![CDATA[körfez]]></category>
		<category><![CDATA[palmiye]]></category>
		<category><![CDATA[vahşi kapitalizm]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://ecbiz97.inmotionhosting.com/~pixele7/erdincgonenc.com/?p=47</guid>
		<description><![CDATA[1940’lı, 1950’li yıllarda, Körfez’in suları masmaviydi. Vapurla Alsancak’tan Karşıyaka’ya giderken, üstümüzde martılar çığlık çığlığa uçuşur, yunus balıkları bizimle yarışa girişirdi. Çipura avlamak için en uygun bölge tersane civarıydı. Babam bazı geceler, oltalarını ve çipuraların en sevdiği yem olan mamunları alıp, oralara balığa gider, ertesi sabah, her biri birer kilo civarında üç-dört çipura ile dönerdi. İzmir’in [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>1940’lı, 1950’li yıllarda, Körfez’in suları masmaviydi. Vapurla Alsancak’tan Karşıyaka’ya giderken, üstümüzde martılar çığlık çığlığa uçuşur, yunus balıkları bizimle yarışa girişirdi.</p>
<p>Çipura avlamak için en uygun bölge tersane civarıydı. Babam bazı geceler, oltalarını ve çipuraların en sevdiği yem olan mamunları alıp, oralara balığa gider, ertesi sabah, her biri birer kilo civarında üç-dört çipura ile dönerdi.</p>
<p>İzmir’in denizi gerçekten kız, kızları da gerçekten deniz kokardı. Çünkü; Güzelyalı&#8217;dan Bostanlı&#8217;ya kadar bütün sahilde, cıvıl cıvıl kızlar, yaz boyunca denize girer, geceleri de henüz kuramamış saçları ile kordonda gezinirlerdi.</p>
<p>Artık İzmir’in denizi kız değil, deniz bile kokmuyor.</p>
<p>Vahşi kapitalizm, kendi gelişmesi uğruna, atıklarını düşüncesizce boşaltarak öldürdü onu&#8230;</p>
<p>Eskiden ara sokaklarda yaşayan insanlar, yaz gecelerinde sandalyelerini kapı önüne çıkartır ve sokaklarda otururdu. Biz çocuklar, birdirbir ya da saklambaç oynarken, büyükler kendi aralarında sohbete dalardı.</p>
<p>Gerçekten deniz kokan, kız kokan imbat rüzgarı; ara sokaklarda dolaşır, insanların saçlarını okşardı.</p>
<p>Açıkhava sinemasında Avare filmini seyrederken, burnumuza yosun kokusu geliverirdi&#8230;</p>
<p>Şimdi artık, imbat rüzgarı sokak aralarında dolaşamıyor&#8230; Şimdi artık, İzmir’in sokakları deniz kokmuyor, yosun kokmuyor&#8230;</p>
<p>Çünkü bütün sahili boydan boya apartman duvarı ile ördük. O güzelim sakız biçimi evleri yıktık. Karşıyaka’nın palmiyelerle, hurma ağaçları ile örülü bahçelerini yok ettik. Onların yerlerinde şimdi Çin Şeddinden farksız bir apartman duvarı yükseliyor.</p>
<p>Birkaç bin arsa sahibinin çıkarma, İzmir’in sokaklarını imbat rüzgarından, deniz kokusundan yoksun bıraktık&#8230;</p>
<p>Zavallı imbat ne yapabilir ki?.. Sokakları dolaşmak için, ne kadar çabalarsa çabalasın, beton duvarlara çarpıp çarpıp geri dönüyor&#8230;</p>
<p>Cumhuriyet, 17 Aralık 1989;<br />
Gazete Ege, 28 Nisan 1997</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.erdincgonenc.com/47/korfeze-agit/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Zeytinyağı Yiyelim &#8211; Yedirelim</title>
		<link>http://www.erdincgonenc.com/230/zeytinyagi-yiyelim-yedirelim/</link>
		<comments>http://www.erdincgonenc.com/230/zeytinyagi-yiyelim-yedirelim/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 17 May 2012 17:37:01 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Erdinç Gönenç</dc:creator>
				<category><![CDATA[Geçmişten]]></category>
		<category><![CDATA[annem]]></category>
		<category><![CDATA[ekonomi]]></category>
		<category><![CDATA[fabrika]]></category>
		<category><![CDATA[margarin]]></category>
		<category><![CDATA[tariş]]></category>
		<category><![CDATA[zeytin ağacı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.erdincgonenc.com/?p=230</guid>
		<description><![CDATA[Zeytinyağı, pek para etmiyor. Ege&#8217;nin yaşayan en yaşlı canlıları olan, zeytin ağaçlarının, kesilip-köklenip; yerlerine çirkin villalar, beton yığını tatil siteleri kurulmasından, bellidir. Bu yıl, üreticisinden &#8211; fabrikatörüne kadar tüm sektörü, daha da zor günler bekliyor gibi. Çoğu üretici elinde, yüzbin tonluk bir stok derdi oldu. Üstüne gelecek rekolte ise, ikiyüzelli bin ton olarak tahmin ediliyor. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Zeytinyağı, pek para etmiyor. Ege&#8217;nin yaşayan en yaşlı canlıları olan, zeytin ağaçlarının, kesilip-köklenip; yerlerine çirkin villalar, beton yığını tatil siteleri kurulmasından, bellidir.</p>
<p>Bu yıl, üreticisinden &#8211; fabrikatörüne kadar tüm sektörü, daha da zor günler bekliyor gibi. Çoğu üretici elinde, yüzbin tonluk bir stok derdi oldu. Üstüne gelecek rekolte ise, ikiyüzelli bin ton olarak tahmin ediliyor. Oldu mu sana üçyüzellibin ton. Yesen yiyemezsin, satsan satamazsın. Gazeteden öğrendiğime göre, Tariş&#8217;in bin tonluk bir ihracatında bile sorun var.</p>
<p>Benim çocuk olduğum çağlarda, akşamüstü karnımız acıktığında, yassı bir tabağa biraz zeytinyağı koyup, üstüne tuz ve kırmızı toz biber ektikten sonra taze ekmeği banıp banıp yerdik. Kırmızı biber nedense, karabiberden daha çok yakışırdı zeytinyağına. Ekmek bayatçaysa, biraz ıslatıp toz şeker ekerek yerdik. Nadiren, kızarmış ekmeğe, tereyağı sürdüğümüz de olurdu. Kim sevmez. O zamanlar, bol sütlü kahvaltılık margarinler yoktu. Anneannem, etli yemeklerin çoğunda bile zeytinağı kullanırdı. O zamanlar dana değil, kuzu ve daha çok koyun eti yenirdi. Kıvırcık koyun bir yemeğe, dağlıç bir başka yemeğe iyi giderdi.</p>
<p>Ben şimdilerde de rakı sofrasında radikanın veya favanın yağına ekmek banıyorum. Ancak Ege&#8217;liler dışında, zeytinyağı tüketmiyor halkımız. Egeliler, yedi-sekiz kilo tükettiği halde, Türkiye ortalaması yıllık yediyüz grama düşüveriyor. Üçyüzelli bin tonu, yemekle bitiremeyeceğiz yani. Dış piyasada ise rakiplerimiz bizden güçlü. Üstelik bu yıl, onların da stok fazlası varmış. Çok geride kalmış da olsa, yaşamış olduğumuz bir ihracat skandalı da etkisini hala sürdürüyor mu ne? Sürmüyor olması gerek. Çünkü biz, 1979 yılında Libya&#8217;ya yirmi bin ton satmıştık.</p>
<p>Üçyüzelli bin ton için, bir çözüm bulmak gerek. Zeytinyağı para etmezse, zeytin ağacını yaşatmak daha da zorlaşacak. Oysa ki kendi haline bıraksak bile, bin yıl yaşayabilir o. Bırakalım bütün zeytin ağaçları anavatanları Anadolu&#8217;da bin yıl yaşasınlar. Onları yaşatmak, herkesten çok biz Egeliler&#8217;in, İzmirliler&#8217;in görevi. Zeytin bizim simgemizdir.</p>
<p>Kendi öz yağımızı tüketmeye yetmiyorsak eğer, tüm halkımız tüketsin diye tanıtım yapalım. Dün hiç tanıtım yapmamıştık, bugün de yapıyoruz sayılmaz. Doğal besinlere, doğal ilaçlara büyük yöneliş var. İşte fırsat. Zeytinyağı, hem doğal besin, hem de doğal ilaç değil midir? Yeterli tanıtıma gücümüz yetmiyorsa, tanıtım için devlet desteği arayalım. Doğayı ve tarihi korumak, devletin asli görevi değil midir? Yerel yönetimlerimiz, neden hiç zeytinden söz etmez. Derler ki tek bir sayın bakan, ayçiçek ekimini geliştirerek, kendi bölgesi olan çorak Trakya&#8217;yı ihya etmiştir. Birisi de çıkıp, zeytin ağacının bir dalını tutuverse&#8230;</p>
<p>Egemen ideolojimiz, liberalizm. &#8220;Bırakınız yapsınlar, bırakınız geçsinler.&#8221; Devlet desteklemenin, piyasa ekonomisinde yeri olmadığını düşünenler çoğunlukta. Oysa ABD&#8217;de bile yeri var. Özellikle de ekonomik değer olmanın ötesinde, ulusal değer de taşıyan bir ürün, bir varlık, zor durumdaysa.</p>
<p>Bu yıl zeytincilik çok zorda. Yetiş devlet baba&#8230;</p>
<p>1997</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.erdincgonenc.com/230/zeytinyagi-yiyelim-yedirelim/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Sosyalist Ekonomiler ve Hizmet Sektörü</title>
		<link>http://www.erdincgonenc.com/109/sosyalist-ekonomiler-ve-hizmet-sektoru/</link>
		<comments>http://www.erdincgonenc.com/109/sosyalist-ekonomiler-ve-hizmet-sektoru/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 16 May 2012 17:24:08 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Erdinç Gönenç</dc:creator>
				<category><![CDATA[Cumhuriyet Gazetesi]]></category>
		<category><![CDATA[ekonomi]]></category>
		<category><![CDATA[hizmet sektörü]]></category>
		<category><![CDATA[kalkınma]]></category>
		<category><![CDATA[sosyalist]]></category>
		<category><![CDATA[tarım]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://ecbiz97.inmotionhosting.com/~pixele7/erdincgonenc.com/?p=109</guid>
		<description><![CDATA[Sosyalist ekonomik modelin, yakın zamanlara kadar, özellikle Sovyetler Birliği’nde çok önemli başarılar kazanmış olduğu yadsınamaz. Sosyalizm, geri kalmış bir tarım ülkesi olan Sovyetler Birliği’ni, gelişmiş bir sanayi toplumuna dönüştürmüştür. Sosyalizm, açlığı ve dilenciliği ortadan kaldırmış, Orta Asya steplerinde bile görkemli kentler kurmuştur. Nükleer teknolojide, uzay teknolojisinde Sovyetler Birliği, zaman zaman Batı teknolojilerini geride bırakmıştır. Sosyalist [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Sosyalist ekonomik modelin, yakın zamanlara kadar, özellikle Sovyetler Birliği’nde çok önemli başarılar kazanmış olduğu yadsınamaz. Sosyalizm, geri kalmış bir tarım ülkesi olan Sovyetler Birliği’ni, gelişmiş bir sanayi toplumuna dönüştürmüştür.</p>
<p>Sosyalizm, açlığı ve dilenciliği ortadan kaldırmış, Orta Asya steplerinde bile görkemli kentler kurmuştur.</p>
<p>Nükleer teknolojide, uzay teknolojisinde Sovyetler Birliği, zaman zaman Batı teknolojilerini geride bırakmıştır.</p>
<p>Sosyalist ülkelerin, sanatta ve sporda ulaşmış oldukları üstün düzeyi de unutmamak gerekir.</p>
<p>Tıkanmanın nedenleri:</p>
<p>O halde, sosyalist ülkelerin yaşamakta oldukları, bence çöküş değil, ama tıkanmanın nedenleri nedir?</p>
<p>Sosyalist ideoloji, aşırı tüketime ve de özellikle lüks tüketime her zaman karşı çıkmıştır. Kalkınmanın ve eşitlikçi bir toplum yaratmanın zorunlu bir gereğiydi bu&#8230; Bu nedenle, toplumun tüketim gereksinimi, nicel (sayısal) olarak karşılanmış, ama nitelikte ve tüketimi çeşitlendirmede belirli bir düzeyin de altında kalınmıştır.</p>
<p>Seksenli yıllara kadar bu durumun önemli bir sorun yarattığı söylenemez. Ancak son on yılda kitle iletim araçları teknolojisindeki sınır tanımayan, duvar tanımayan olağanüstü gelişme her şeyi değiştirmiştir.</p>
<p>Artık bütün dünya halkları gibi sosyalist ülke halkları da televizyon ekranlarından öğrendikleri, Amerikan tipi tüketim toplumuna özenmektedir. Toplumun tüketim istemlerini, baskıcı yönetimlerle engelleme olanağı da artık kalmamıştır. Çünkü sosyalist ülke halkları, bireye de önem veren, özgürlükçü Batı Avrupa demokrasilerini de öğrenmişlerdir.</p>
<p>Buna karşılık sosyalist yönetimler, bırakınız üretimi çelişlendirmeyi ve niteliğini yükseltmeyi, tüketim gereksinimini nicel olarak karşılamayı bile başaramaz duruma düşmüşlerdir. Bu durum, son yıllarda zaten ağır aksak çalışmakta olan üretim düzeneğinin (mekanizmasının) felç olduğunu göstermektedir.</p>
<p>Çelişki:</p>
<p>Sosyalist üretim düzeneklerinin içine düştüğü bu durumun, kuşkusuz birçok nedeni vardır. Ancak ben bu yazımda bunlardan kendimce önemli gördüğüm bir tanesi üzerinde durmak istiyorum.</p>
<p>Teknolojik gelişme ile nüfus artışı arasındaki çelişki!</p>
<p>Dünya nüfusundaki hızlı artış, giderek artan sayıda insana iş olanağı yaratılmasını gerektirmektedir. Oysa teknolojik gelişme tarımda ve sanayide emek gereksinimini azaltıcı yöndedir. Bu çelişkiye bir çözüm bulunamadığı takdirde işsizliğin çığ gibi büyüyeceğine kuşku yoktur.</p>
<p>Çelişkinin çözümü teknolojik gelişmeden vazgeçmek olamaz.</p>
<p>İşsizliğe geçici bir çözüm için, belirli dönemlerde ve sınırlı sektörlerde emek-yoğun teknoloji kullanımı önerilebilir, ama ileri teknoloji kullanımından bütünüyle vazgeçilmesi söz konusu bile edilemez.</p>
<p>O halde ne yapmalı?</p>
<p>Kapitalist ekonomiler, bu çelişkiyi, bugün için hizmet sektörünü geliştirerek çözmüştür.</p>
<p>“Bugün için” diyorum; çünkü özellikle bilgisayar teknolojisindeki gelişme, hizmet sektöründeki emek kullanımını da tehdit etmektedir. Yine de bugün, hemen hemen tüm kapitalist ekonomilerde, en çok emek kullanan sektör, hizmet sektörüdür ve ulusal gelirin en büyük dilimi bu sektörde yaratılmaktadır.</p>
<p>Ülkemize şöyle bir bakalım:</p>
<p>Her apartmanın altında bir bakkal dükkanı yok mu? Her mahallede hemen her bankanın bir şubesi bulunmuyor mu?</p>
<p>Ya işhanlarımız! Kiminde yirmi-otuz avukat bürosu, kiminde bir o kadar muhasebeci&#8230;</p>
<p>Kahvehanelerimiz, pastanelerimiz, işportacı esnafımız.</p>
<p>Yeni yeni başlamış olmalı, ama yakın zamana değin bunların hiçbirini, sosyalist ekonomilerde göremezdiniz.</p>
<p>Çünkü sosyalist ideoloji, hizmet sektörünü, artı değer yaratmayan bir sektör olarak değerlendirmiş ve geliştirmek bir yana aşağılamıştır.</p>
<p>Ancak sosyalist ahlak anlayışı açısından doğru sayılabilecek bu tutum, sosyalist ekonomilerin bugün yaşamakta olduğu tıkanıklığın da temel nedenlerinden birini oluşturmuştur.</p>
<p>Bir ekonominin başarısı, çalışmak isteyen herkese iş bulabilmesiyle ölçülür. Bu kural, tüm ekonomiler gibi sosyalist ekonomiler için de geçerlidir. O halde, hizmet sektörünü geliştirmemiş sosyalist ekonomi artan nüfusuna nasıl iş bulmalıydı?</p>
<p>Bunun için iki şey yapılmıştır. Ya bazı sektörlerde ileri teknoloji yerine emek yoğun geri teknoloji kullanımı sürdürülmüş ya da işletmelere gereğinden çok fazla işçi alınmıştır.</p>
<p>Her iki seçeneğin sonucu da emeğin veriminin düşmesidir.</p>
<p>Böylece kendi iç çelişkileri nedeniyle yıkılacağı varsayılan kapitalist düzen yerine nüfus artışı ile teknolojik gelişme arasındaki çelişkiyi çözemeyen sosyalist yönetimler yıkılmıştır.</p>
<p>Bu görüşler, benim değer hükümlerini değil, saptamalarını ortaya koymaktadır. Hizmet sektörünü büyütmeyi, özellikle sağlıksız büyütmeyi bir çözüm olarak önermek düşüncesinde değilim.</p>
<p>Aslında teknolojik gelişme, emeğin verimini yükselterek insana giderek daha kısa sürede, giderek daha çok üretim yapabilme olanağı verir.</p>
<p>Bu nedenle de; nüfus artışı ile teknolojik gelişme arasındaki çelişkide, en hakça çözüm çalışma saatlerini de teknolojik gelişme oranında azaltarak, insana bedenini ve beynini daha iyi geliştirebilmesi için daha çok zaman sağlamasıdır.</p>
<p>Cumhuriyet, 17 Kasım 1991</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.erdincgonenc.com/109/sosyalist-ekonomiler-ve-hizmet-sektoru/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Balık</title>
		<link>http://www.erdincgonenc.com/237/balik/</link>
		<comments>http://www.erdincgonenc.com/237/balik/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 15 May 2012 17:00:10 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Erdinç Gönenç</dc:creator>
				<category><![CDATA[Geçmişten]]></category>
		<category><![CDATA[babam]]></category>
		<category><![CDATA[çipura]]></category>
		<category><![CDATA[mülkiye]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.erdincgonenc.com/?p=237</guid>
		<description><![CDATA[Evdekileri ben zorla alıştırdım. Haftada en az bir kez balık yeriz. Ya cumartesi, çoğunlukla da pazar akşamında&#8230; Dün pazardı, Üçkuyular pazarına gittim. Balıkçı tezgahları neredeyse boş. Hamsinin kilosu onbine. Hamsi küçük olur, ama bunlar hamsi bebesi. Hani avlanma yasakları&#8230; Bir tezgahta iki palamut gördüm. İkisi, bizim üçümüze eh yeter. Gel de al alabilirsen: Tanesi yüzbin [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Evdekileri ben zorla alıştırdım. Haftada en az bir kez balık yeriz. Ya cumartesi, çoğunlukla da pazar akşamında&#8230;</p>
<p>Dün pazardı, Üçkuyular pazarına gittim. Balıkçı tezgahları neredeyse boş. Hamsinin kilosu onbine. Hamsi küçük olur, ama bunlar hamsi bebesi. Hani avlanma yasakları&#8230;</p>
<p>Bir tezgahta iki palamut gördüm. İkisi, bizim üçümüze eh yeter. Gel de al alabilirsen: Tanesi yüzbin lira, biftek bile daha hesaplı.</p>
<p>Bindokuzyüzaltmışlı yıllarda, Karaköy Köprüsü üstünde balık satarladı. Çingen palamutun çifti iki buçuk lira. Gülhane Parkı&#8217;ndan Kumkapı&#8217;ya kadar, çiroz sergileri uzanırdı.</p>
<p>Öğle yemeklerim ucuza gelsin diye, Köprü altına balık yemeğe giderdim. Ya uskumru ya da palamut ızgara. Küçük balıkçı lokantaları vardı. Ne de olsa, memur kısmına, sandaldan balık-ekmek yemek yakışmaz&#8230;</p>
<p>Bir de Perşembe Pazarı balıkçımız vardı: Oraya gittik miydi, özenle kızartılmış palamutun yanında, gelsin bir şişe de ucuz beyaz şarap&#8230;</p>
<p>Balıklardan ben, en çok uskumruyu, palamutu severim, bir de sardalyayı&#8230; Güya da İzmirliyim ama ben; isparozu, lidakiyi ve de çipurayı bile, daha az severim.</p>
<p>Lüfer dururken, uskumruyu; kılıç dururken, palamutu; kalkan ve trança dururken, sardalyayı sevmek; Galatasaray dururken, Beşiktaş&#8217;ı sevmeye benziyor belki ama ben, Beşiktaş&#8217;ı seviyorum, sardalyayı, uskumruyu, çingen palamutunu seviyorum.</p>
<p>Aslında palamutu, tanesi yüzbine bile olsa görebilmek güzel. Geçen yıl hiç göremedim gibi&#8230; Balık çiftlikleri olmasa, çipurayı da unutacağımız kuşkusuz. Havuzda çipura üretenlere saygım var, bir canlı türünü geliştirip koruyorlar. Ama alınmasınlar: Nerede onların çipurası, nerede rahmetli babamın sabaha karşı Bayraklı kıyısında yakalayıp, ıslak çuval içinde getirdiği çipuralar. Bir tanesi ile hepimiz doyardık. Bir büyük tepside, etrafına, domates, patates, patlıcan falan dizerek fırına verir ve öyle doyardık.</p>
<p>Balık pişirmek bir sanattır. Her balık, aynı ateşte, aynı yöntemle pişirilmez. Pişirilirse ne olur? Pişirilirse, yazık olur. Çipura ya mangal da ızgara ister ya da kara fırında fırınlanmayı. Barbuna tava yakışır, kefale bol soğan, sarmısak ve de bol baharat eşliğinde pilaki olmak&#8230; Ben sardalyayı ızgara da yapıyorum buğulama da. Benim sardalya buğulamamda sadece su, sıvı yağ, limon ve de karabiber bulunur. Parmaklarınızı yalarsınız yerken&#8230;</p>
<p>Diyorum ki, emekli olup, küçük bir dükkan açsam: Balık pişirip satmak için. Hergün birkaç kilo balığı, sekiz-on müşteriye, kendi bildiğim gibi pişirip satsam. Hem para kazansam, hem de balıklar iyi pişmişse, yaptığım işten, keyif duysam.</p>
<p>Halkım beni burs vererek Mülkiye&#8217;de okuttu. Müfettiş, müdür, genel müdür yardımcısı ve genel müdür yaptı. İyi yetiştirdi, iyi deneyim kazandırdı. Bir yıllığına Londra&#8217;da bile yaşattı. Sonradan 1402&#8242;lik olduysam bunda benim halkımın kusuru yok. Ama, benim de kusurum yok. Halkımın Danıştayı da bir yolunu buldu, beni 1402&#8242;den kurtardı. Bir zamanlar üyesi olduğum siyasal parti de bana bir il müdürlüğü bile verdi. Görevimi iyi yapıyorum. Batık denen KİT&#8217;lerden birini yönetmeyi yeğlerdim. Demiryolculuk, Atatükçülüktür. Karayollarına değil de Devlet Demir Yollarına genel müdür olmak isterdim.</p>
<p>Arabam yok. Yazlığım, yani bahçem de yok. Bu demektir ki; mangalda ızgara yapamam. Sermayem de yok, lokanta da açamam. O zaman, gelsin sardalya buğulama&#8230;</p>
<p>Ama, ben yiyorum diye tükeniyorsa balıklar, balık da yemeyeceğim. Trolle, kalleşçe avlanmış balıkları yemek istemiyorum. Misina ile savaşarak mertçe, yakalanmalı benim yiyeceğim balık.</p>
<p>Yaşam denizlerde başlamış. Belki de yeniden denizlere dönecek, yer kürenin patlamadığı bir kıyamet sonrası&#8230;</p>
<p>Ben, balık yemekten çok, balıkların yaşamasını seviyorum, masmavi denizlerde&#8230;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.erdincgonenc.com/237/balik/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Eski Havacılar</title>
		<link>http://www.erdincgonenc.com/51/eski-havacilar/</link>
		<comments>http://www.erdincgonenc.com/51/eski-havacilar/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 14 May 2012 16:37:01 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Erdinç Gönenç</dc:creator>
				<category><![CDATA[Cumhuriyet Gazetesi]]></category>
		<category><![CDATA[Gazete Ege]]></category>
		<category><![CDATA[alsancak]]></category>
		<category><![CDATA[annem]]></category>
		<category><![CDATA[babam]]></category>
		<category><![CDATA[gaziemir]]></category>
		<category><![CDATA[havacı]]></category>
		<category><![CDATA[seydiköy]]></category>
		<category><![CDATA[tayın ekmeği]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://ecbiz97.inmotionhosting.com/~pixele7/erdincgonenc.com/?p=51</guid>
		<description><![CDATA[Babam hava astsubayı idi. Türkiye’nin en önemli hava üslerinden biri olan Gaziemir’de görevliydi. Gaziemir’e yakınlığı ve ucuzluğu nedeniyle bir süre Seydiköy’de oturduk. İlk kardeşim de orada doğdu. Çok küçük olduğum için o günlerden fazla birşey anımsamıyorum. Ancak Seydiköy gerçek bir köydü. Daha sonra yeniden Alsancak’a taşındık. O günlerde Alsancak’ta pek çok havacı otururdu. Çünkü trenle [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Babam hava astsubayı idi. Türkiye’nin en önemli hava üslerinden biri olan Gaziemir’de görevliydi. Gaziemir’e yakınlığı ve ucuzluğu nedeniyle bir süre Seydiköy’de oturduk. İlk kardeşim de orada doğdu. Çok küçük olduğum için o günlerden fazla birşey anımsamıyorum. Ancak Seydiköy gerçek bir köydü.</p>
<p>Daha sonra yeniden Alsancak’a taşındık.</p>
<p>O günlerde Alsancak’ta pek çok havacı otururdu. Çünkü trenle gidip-dönmek kolaydı&#8230;</p>
<p>Babam, akşamları tayın ekmeği ile dönerdi. Ekmeğin karne ile satıldığı bir dönemde, o esmer, ama kocaman tayın ekmeği çok önemliydi ve asker olmanın en önemli bir ayrıcalığı idi.</p>
<p>Sanırım genç kızlar; mavi üniformanın çekiciliği kadar, tayın ekmeği nedeniyle de havacılarla evlenmek isterdi.</p>
<p>Annem, aynı sıralarda kendisini bir de yargıcın istemesine karşın babamı seçmiş&#8230;</p>
<p>Nişanlı oldukları sırada bir gün, babamın uçağı “kabotaj” olmuş. Yani kalkış sırasında ters dönmüş ve yanmaya başlamış. Açılan küçücük bir delikten zayıf olduğu için, önce babam çıkmış ve arkadaşlarını da kurtarmış. Öldükleri sanısıyla ambulans yerine, cenaze arabası göndermişler. Babam ve iki arkadaşı hastaneye cenaze arabası ile gitmişler.</p>
<p>“Kabotaj olmak” deyimini, siviller pek bilmez. Ama havacı ailelerinde bilmeyen yoktu.</p>
<p>Çünkü o günlerde uçaklarımız sıkça kabotaj olur veya havada arızalanıp düşerdi&#8230;</p>
<p>Sokakta oynadığımız sırada; bir grup subay belirirdi. Hüzünlü bir biçimde ağır ağır yürürlerdi&#8230;</p>
<p>Hangi kapıyı çalmışlarsa, birazdan o kapının ardından çığlıklar ve hıçkırıklar yükselirdi.</p>
<p>Evin babasının ya da gencecik teğmen oğlunun, şehit düştüğü haberi böyle verilirdi&#8230;</p>
<p>Ertesi gün, bayrağa sarılı tabut evin önüne getirilirdi.</p>
<p>Evi doldurmuş olan havacı eşleri, anneleri çığlık çığlığa ağlar, ölenin yakınları tabutun üstüne kapanır, kalkmak istemezlerdi&#8230;</p>
<p>Biz çocukların bile, içinden; günlerce oyun oynamak gelmezdi. Şehit çocuklarına karşı, her zaman biraz çekingen ve saygılı davranır, onları incitmekten korkardık.</p>
<p>Atatük’ün “İstikbal Göklerdedir” özdeyişinin gereğini yapmak için, kanat çırpan ve yaralı bir kuş gibi yere çakılan hava şehitlerini saygıyla anmamak hiç olur mu?..</p>
<p>Cumhuriyet, 1 Ocak 1990;<br />
Gazete Ege, 9 Haziran 1997</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.erdincgonenc.com/51/eski-havacilar/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Yön Duygusu</title>
		<link>http://www.erdincgonenc.com/284/yon-duygusu/</link>
		<comments>http://www.erdincgonenc.com/284/yon-duygusu/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 13 May 2012 16:15:27 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Erdinç Gönenç</dc:creator>
				<category><![CDATA[Gazete Ege]]></category>
		<category><![CDATA[maliye]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.erdincgonenc.com/?p=284</guid>
		<description><![CDATA[Yurt dışına ilk kez 1972 yılında çıktım. O zamanlar, Alamancılık başlamış olsa bile, yurt dışına çıkabilmek herkesin harcı değildi. Pasaport, vize gibi sorunlar yanında bir de döviz kısıtlaması vardı. Çok sevinmiş, çok heyecanlanmıştım. Sanki hudut çizgisini geçer geçmez, doğanın yapısı bile değişecekti. Uçak, tren, vapur ve sonra yine tren karışımı bir yolculuk yaptık, Maliye&#8217;nin geçici [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Yurt dışına ilk kez 1972 yılında çıktım.</p>
<p>O zamanlar, Alamancılık başlamış olsa bile, yurt dışına çıkabilmek herkesin harcı değildi. Pasaport, vize gibi sorunlar yanında bir de döviz kısıtlaması vardı.</p>
<p>Çok sevinmiş, çok heyecanlanmıştım. Sanki hudut çizgisini geçer geçmez, doğanın yapısı bile değişecekti. Uçak, tren, vapur ve sonra yine tren karışımı bir yolculuk yaptık, Maliye&#8217;nin geçici görevlisi bir memur olarak yeşil pasaportum vardı ama yine de İngilizler, giriş izni verene kadar anamızdan emdiğimiz sütü, burnumuzdan getirdiler Dover&#8217;de.</p>
<p>Güneybatı (SW) Londra&#8217;daki bir pansiyonda, tam bir yıl yaşadık. Bereket evimiz hemen Batersea Park yakınındaydı. O olmasa, üç yaşındaki yaramaz oğlumla nasıl başederdik bilmem. Soğuk demeden, yağmur demeden, vaktimizin çoğunu o parkta geçirirdik. Hele bir gül bahçesi vardı ki hiç unutamam: Çevresi, sarmaşık gülleri ile kaplı bir kameriye ile kapatılmıştı. Tam ortada, bir küçük havuz vardı. Havuzun ortasında da insan heykelinden bir fıskiye. Her zaman bakımlı ve taze gülleri anlatamam. Saatlerce oturduğum olurdu.</p>
<p>Dünyanın sayılı botanik bahçelerinden biri olan Kew Gardens ise, batıdaydı. Thames Nehri&#8217;nden motorla gitmenin keyfine doyum olmazdı.</p>
<p>İngiltere&#8217;deki Türkler ki çoğu Kıbrıs kökenlidir, genellikle kuzey Londra&#8217;da yaşar. O zamanlar sayıları 40 bin kadardı. Biz de, zeytin, zeytinyağı, pastırma ve özellikle de kurufasulye almak için sık sık kuzeye giderdik. İngiliz fasulyesi ile pişirilen kuru fasulye yemeği, bizimkinin yerini hiç tutmuyor.</p>
<p>Londra&#8217;ya varır varmaz, bir kent haritası, metro planı ve bir de pusula almıştım. Bu üçü ile yolunuzu şaşırmanız neredeyse olanaksızdır. Bizde, Londra&#8217;nınki gibi kent haritası hiç görmedim. Metrolarımız zaten yeni kuruluyor. Onlarınki ise sanırım yüzelli yaşına yakın. Londra&#8217;da metrodan hiç çıkmadan, kentin her yerine ulaşmak mümkündür. Pusulayı özellikle metro istasyonlarında, yer altında yani, yön bulmak için almıştım. Ama, kent haritasını doğru okuyabilmek için de gereklidir pusula. Çünkü İngiltere&#8217;de tüm adresler, &#8220;yön&#8221; esasına göre tanımlanmıştır. Batı, güney, kuzeydoğu Londra v.s.</p>
<p>Zenginler ve Yoksullar</p>
<p>&#8220;Batı Yakası&#8217;nın Hikayesi&#8221; filmini, İstanbul&#8217;da ilk izlediğimde, henüz öğrenciydim. Şimdi adını anımsayamadığım sinema, Türkiye&#8217;de ilk kez, özel bir stereo ses düzeniyle donatılmıştı. O güzelim filme de öyle bir düzenek yakışırdı zaten. İzleyenler bilir o filmi, New York&#8217;un batısında yaşayan, yoksul göçmenlerin hikayesini anlatmaktadır. Demek ki New York&#8217;un zenginleri, doğuda yaşamaktadır. Güzeller güzeli Nathalie Wood&#8217;un o korkunç ölüm biçimini hiç içime sindiremedim&#8230;</p>
<p>Demek ki; ABD&#8217;de de kent adresleri, &#8220;yön&#8221; esasına göre tanımlanmıştır.</p>
<p>Türkiye&#8217;de ise siz, adres tarif edenlerin hiç &#8220;yön&#8221;lerden söz ettiğini duydunuz mu? Kuzey İzmir gibi, İstanbul&#8217;un güneybatısında gibi&#8230;</p>
<p>Sokakta, ortalama bir vatandaşı çevirin ve yaşadığı kentin yönlerini sorun, Bakalım, bilebilecek mi?</p>
<p>Sahi bizde acaba neden, yön duygusu hiç gelişmemiştir?</p>
<p>Gazete Ege, 29 Aralık 1997</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.erdincgonenc.com/284/yon-duygusu/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Enflasyon Bağımlısı Olduk</title>
		<link>http://www.erdincgonenc.com/289/enflasyon-bagimlisi-olduk/</link>
		<comments>http://www.erdincgonenc.com/289/enflasyon-bagimlisi-olduk/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 12 May 2012 16:07:02 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Erdinç Gönenç</dc:creator>
				<category><![CDATA[Gazete Ege]]></category>
		<category><![CDATA[ekonomi]]></category>
		<category><![CDATA[enflasyon]]></category>
		<category><![CDATA[kalkınma]]></category>
		<category><![CDATA[maliye]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.erdincgonenc.com/?p=289</guid>
		<description><![CDATA[Türkiye&#8217;de enflasyon stardı, kuşku yok ki &#8220;her mahallede bir milyoner yaratmak&#8221; sloganı ile verilmiştir. Amaç, en azından her mahallede, yerli bir kapitalist yaratıp, ekonomik kalkınmayı onlar eliyle başarmaktı. Olmayan sermaye birikimini gerçekleştirmek ve ekonomiye canlılık kazandırmak için, ılımlı bir enflasyon, ekonomik politika aracı olarak kabul edilebilir. Tek bir milyoner yaratabilmek için, o mahalledeki diğer tüm [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Türkiye&#8217;de enflasyon stardı, kuşku yok ki &#8220;her mahallede bir milyoner yaratmak&#8221; sloganı ile verilmiştir. Amaç, en azından her mahallede, yerli bir kapitalist yaratıp, ekonomik kalkınmayı onlar eliyle başarmaktı.</p>
<p>Olmayan sermaye birikimini gerçekleştirmek ve ekonomiye canlılık kazandırmak için, ılımlı bir enflasyon, ekonomik politika aracı olarak kabul edilebilir. Tek bir milyoner yaratabilmek için, o mahalledeki diğer tüm insanların az veya çok yoksullaşmasını göze almak koşuluyla elbette.</p>
<p>Enflasyonun, dar ve sabit gelirli insanların cebinden tırtıkladığı satın alma gücü, buharlaşıp yok olmaz. Sayıları azalırken, servetleri büyüyen, başka insanların cebine gider. &#8220;Her mahallede bir milyoner yaratalım&#8221; derken bir de bakmışız ki; &#8220;Her apatmanda, daire sahibi sayısı kadar milyarder&#8221; yaratmışsınız. Bugün Türkiye&#8217;nin büyük kentlerinde, değeri iki-üç milyardan aşağı apartman dairesi yok gibi. Yani artık, pek çok milyarderimiz var, ama aylık su, elektrik ve telefon giderlerini ödemekte zorlanan, garip milyarderler&#8230;</p>
<p>Aslında bütün dünyada fiyatlar, 1930 bunalımı gibi istisnalar dışında hep yükselme eğilimindedir. Bu artışın; enflasyon sayılabilmesi için, hızlı ve devamlı olması gerekir. Tek başına yüksek fiyat düzeyi, enflasyon sayılmaz. Fert başına milli gelirin yüksek olduğu gelişmiş ekonomilerde, fiyatlar da yüksektir ama enflasyon yoktur.</p>
<p>Enflasyonun çok önemli bir özelliği, kanser gibi, kendi kendini beslemesidir. Ücret fiyat çekişmesi, bir de başladı mı, durdurmak çok zordur. Ücret artışı taleplerini bastırarak, söz konusu çekişmeyi bitirmek amacıyla yapılan faşist darbeler bile, bu işi uzun süre başaramamıştır. Kaldı ki; ücret artışlarının, enflasyon artış oranlarının çok gerisinde kaldığı durumlarda da enflasyon ortadan kalkmamaktadır. Tam tersine, özellikle de işletmelerin çok düşük kapasite ile çalıştığı dönemlerde, ücret iyileştirmeleri talep artışı yaratarak; kapasite kullanım oranını yani arzı çoğaltmakta ve fiyatları geriletebilmektedir.</p>
<p>Bence bizim enflasyonumuz bugün; talep değil, maliyet enflasyonudur. Devamlı artan yüksek fiyatlara rağmen, sanayimizin düşük kapasite kullanım oranları, bu görüş için yeterli bir kanıttır. Enflasyonumuzu, artan döviz kurları, yüksek faizler ve de KİT zamları beslemektedir.</p>
<p>Böyle bir enflasyonun çözüm yolları da bellidir ve bunu herkes bilmektedir. O halde, niçin yıllardır bocalıyoruz?</p>
<p>Çünkü biz, toplumca, enflasyon bağımlısı &#8220;enflasyonkolik&#8221; olduk da ondan.</p>
<p>Bir &#8220;enflasyon lobisi&#8221;nden söz etmekteyiz. Elbette vardır. Zaten, enflasyon, onlar yaratılsın diye icat edilmedi mi? Ama galiba hepimiz, kıyısından köşesinden, o lobiye dahil olduk. Aylık küçük bir ek gelir için, vadeli mevduat hesabına, birkaç milyon yatırmış memurumuz küçük esnafımız, faizler birden bire yüzde dörtlere iniverse, fena halde bozulmaz mı? Ya cebimizdeki bir-kaç yüz markın, doların fiyatı, devamlı artacak yerde, birden düşüverse?</p>
<p>&#8220;El çek ilacımdan tabib&#8221; biz enflasyomuzdan memnunuz&#8230;</p>
<p>Gazete Ege, 12 Ocak 1998</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.erdincgonenc.com/289/enflasyon-bagimlisi-olduk/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Küreselleşme ve Ekonomik Planlama</title>
		<link>http://www.erdincgonenc.com/259/kuresellesme-ve-ekonomik-planlama/</link>
		<comments>http://www.erdincgonenc.com/259/kuresellesme-ve-ekonomik-planlama/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 11 May 2012 15:52:40 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Erdinç Gönenç</dc:creator>
				<category><![CDATA[Geçmişten]]></category>
		<category><![CDATA[ekonomi]]></category>
		<category><![CDATA[incir]]></category>
		<category><![CDATA[kapitalizm]]></category>
		<category><![CDATA[mülkiye]]></category>
		<category><![CDATA[pamuk]]></category>
		<category><![CDATA[tarım]]></category>
		<category><![CDATA[tariş]]></category>
		<category><![CDATA[tüketici]]></category>
		<category><![CDATA[üzüm]]></category>
		<category><![CDATA[vahşi kapitalizm]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.erdincgonenc.com/?p=259</guid>
		<description><![CDATA[Durum&#8217;un yazı ailesine bu sayıdan itibaren Erdinç Gönenç de katıldı. Bürokrasiye Bankalar Yeminli Murakıbı olarak başlayan Gönenç, ilginç ve zengin deneyimler edindiği bir mesleki yaşama sahip. Belediye personelcilikten TARİŞ Genel Müdürlüğü&#8217;ne, KİT yöneticiliğinden İl Sanayi ve Ticaret Müdürlüğü&#8217;ne kadar uzanıyor bu yaşam. Arada siyasi deneyimlerle de süsleniyor. Siyasal Bilgiler Fakültesi&#8217;nde 1960&#8242;lı yıllarda yeni yeni esmeye [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<blockquote><p>Durum&#8217;un yazı ailesine bu sayıdan itibaren Erdinç Gönenç de katıldı. Bürokrasiye Bankalar Yeminli Murakıbı olarak başlayan Gönenç, ilginç ve zengin deneyimler edindiği bir mesleki yaşama sahip. Belediye personelcilikten TARİŞ Genel Müdürlüğü&#8217;ne, KİT yöneticiliğinden İl Sanayi ve Ticaret Müdürlüğü&#8217;ne kadar uzanıyor bu yaşam. Arada siyasi deneyimlerle de süsleniyor. Siyasal Bilgiler Fakültesi&#8217;nde 1960&#8242;lı yıllarda yeni yeni esmeye başlayan sol rüzgarlarla beslenerek gelişen bir kültürün ürünü Gönenç. Fakat O öğrencilik yıllarında diyalektiği en iyi bilen ve yorumlayan bir solcu olarak elbette olduğu yerde kalmayacaktı, dinazorlaşmayacaktı. Aşağıdaki yazısı, O&#8217;nun bu niteliğini sergilemesi açısından ilginçlik taşıyan ve aynı zamanda halen 1960&#8242;lı yılların savlarını savunan ve bunu da marifetmiş gibi gösteren birileri için de bazı dersler içeriyor.<br />
Ayhan Çopur</p></blockquote>
<p>Öncelikle belirteyim ki bu yazıda, planlama denildiğinde merkezi, global ve en azından kamu sektörü için, emredici planlama kastedilecektir. 27 Mayıs&#8217;ın getirdiği en önemli yenilik bence, planlama kavramı ve Devlet Planlama Teşkilatı&#8217;dır. Bu işi öylesine sevmiştim ki; temel amacım olan müfettişlikten bile vazgeçip, DPT uzmanı olmaya çalışmıştım, olmadı&#8230;</p>
<p>Koşullar değişmemiş olsa, ben bugün de planlı ekonomiyi savunurdum. Oldukça küçük, büyük ölçüde dışa kapalı ve stratejik doğal kaynaklar açısından yoksul bir ekonomide; planlama hem mümkün, hem de fazlasıyla yararlıdır çünkü. Üstelik ekonominin çok büyük bölümü devletin mülkiyetinde ve kapitalist sınıf yaratmak amacıyla da kullanılsa, devletin denetimindeydi. Kıt kaynakların kullanımını, yöneticilerin bilinçsiz ve çoğu kez popülist kararları yerine, bilimsel bir planın yönlendirmesine bırakmak, akılcı bir yoldu.</p>
<p>Ne yazık ki bizim plancılığımız, belki ilk bir-iki yıl dışında, gerçek bir plancılık olamadı. DPT&#8217;de Teşvik uygulama Dairesi&#8217;ne dönüştü. Bugün en yoğun bürokrasinin DPT&#8217;de uygulandığını söyleyenler pek de haksız sayılmaz. Tire Organize Sanayi Bölgesi&#8217;nin, kaç dekar alana kurulacağına, onlar karar veriyorlar ve bu kararı da çok geç veriyorlar.</p>
<p>Günümüz Dünya&#8217;sı; teknolojik gelişmeye, özellikle de bilgisayar ve iletişim teknolojisindeki gelişmeye bağlı olarak, 1960&#8242;ların dünyasına göre çok değişti. Devlet etnik ve dinsel nedenlerle çoğalıp küçülürken, ekonomi müthiş bir birleşme ve büyüme yaşıyor. Eskinin, müteşebbis kapitalistinin yerini, kupon kesen rantiyeler alırken, yönetim de beyaz yakalıların eline geçiyor. Doğallıkla, sermaye piyasaları devleşiyor. Sermaye için ulusal sınırlar ortadan kalktı. Hemen tüm büyük şirketler çok uluslu. Özelleşirme, Thatcher ve Reagan&#8217;dan beri, egemen ideoloji. Hemen her yerde devlet, ekonomiden hızla çekiliyor.</p>
<p>Küreselleşme adı verilen bu olgu karşısında artık, bir plan-lı ekonomiden söz etmek mümkün müdür? Mümkün müdür; sermayenin, mal ve hizmetlerin, serbest dolaşımını engellemek? ABD, Kolombiya&#8217;nın uyuşturucu imparatorluğunu, Noriega&#8217;yı, boşuna mı yerle bir etti. Siz, bizdeki mafyacıklara bakmayın. Mafyacılığın sonu geldi. Serbest dolaşım öyle gerektiriyor.</p>
<p>Eğer ekonomi planlanacaksa, dünya ölçeğinde planlanabilmeli artık. Kurgu filmlerdeki gibi bir gün, dünyamız cyborg egemenliğine geçerse, onlar belki de bunu başarabilir.</p>
<p>Bu yüzden yapılması gereken, planlı ekonomi günlerini düşlemek değil, piyasa ekonomisinin, vahşi kapitalizme dönüşümünü engelleyerek, gerçekten serbest piyasa ekonomisi olarak yaşamasını ve hatta, sosyal piyasa ekonomisine ulaşmasını, sağlamaya çalışmaktır. Bunu başarabilmenin başlıca araçları da; doğayı (mavi gezegeni), tüketiciyi ve ille de rekabeti korumaktır.</p>
<p>İşletme ölçeğindeki planlamanın vazgeçilemezliğinin, emredici değil, yönlendirici ve teşvik edici ve sektörel planlamanın (örneğin tarım planlamasının) bu yazımız kapsamı dışında olduğunu belirtmekle beraber, bu noktada ülkemiz açısından gösterdiği önemi dikkate alarak tarım planlaması ve tarımsal destekleme konusunda, birkaç şey söylemek isterim; 1978-79 yıllarında, Tariş Genel Müdürü olarak pamuk, çekirdeksiz kuru üzüm, zeytinyağı ve incir destekleme alımlarını, fiilen yürütmüş biri olarak, Türkiye&#8217;nin, hangi bölgesinde, hangi ürünün, ne miktarda üretilmesi gerektiğinin bilinmediğini, yaşayarak öğrenmiştim. Şimdi de durumun farklı olduğunu sanmıyorum.</p>
<p>Hangi ürünün destekleme kapsamına alınacağı ve taban fiyatın ne olacağı, bilimsel değil, politik nedenlerle belirlenmektedir.</p>
<p>Ben, tarımda desteklemenin vazgeçilmez olduğuna inananlardanım. Tarıma devlet desteğinin, piyasa ekonomisi ile ve küreselleşmenin gerekleri ile çelişmediğini de düşünüyorum. Öyle olmasaydı; ne ABD&#8217;de ne de Avrupa Birliği&#8217;nde, tarımı desteklemekten söz edilmezdi. Fransa&#8217;da, İspanya&#8217;da patates veya domates kavgalarını unutmayalım.</p>
<p>Kanımca, Türkiye&#8217;de hemen yapılması gereken işlerden biri, emredici değil, ama yönlendirici-teşvik edici bir global tarım planı hazırlanmasıdır. Bunun için de öncelikle, yurdumuzun hangi bölgesinde, hangi ürünün, hangi miktarda üretilmesi gerektiğinin bilinmesi gerekir. Daha sonra, plana uygun tüm üretimin, devlet destekleme kapsamına alınması uygun olacaktır.</p>
<p>Ekstrem bir örnek vermek gerekirse, Ege Bölgesi&#8217;ndeki pamuk üretimi desteklenirken, örneğin fındık üretimi kendi ha-line bırakılacaktır. Karadeniz Bölgesi&#8217;nde ise bunun tersi yapılacaktır.</p>
<p>Tarımsal planlama olmadığı için, Aydın&#8217;ın pamuk tarlalarına, Virginia tütünü ekilmesi, tütünden başka hiçbir şeyin yetişmediği kıraç topraklardaki şark tütüncülüğünün yok edilmesi, benim içimi sızlatırken, tütüncü aileleri, gecekondu insanına dönüştürüyor&#8230;</p>
<p>Köylümüz, hangi ürünü ekeceğine genellikle, bir önceki rekoltenin fiyatına bakarak karar verir. Yol gösterici bir plan olmayınca, zaten başka ne yapabilir ki? O zaman da fiyatı, dünya fiyatlarının çok üzerine çıkan susam, ertesi yıl depolarda küflenmeye terk edilir.</p>
<p>Tarımsal desteklemede, üretim girdilerinin mi, yoksa ürünün mü destekleneceği de çok tartışılmıştır. İşte, hangi üründe, hangi tür destekleme yapılacağını belirleyecek olan da yine &#8220;plan&#8221;dır&#8230;</p>
<p>Türkiye&#8217;de plan kavramı genellikle, ideolojik yaklaşımla değerlendirilmiştir. Plan-pilav tartışmasında olduğu gibi.</p>
<p>Gelin artık, plan konusunda da pratik ve pragmatist olalım&#8230;</p>
<p>Durum, Ekim 1997</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.erdincgonenc.com/259/kuresellesme-ve-ekonomik-planlama/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Zeytin Ağacı&#8230;</title>
		<link>http://www.erdincgonenc.com/55/zeytin-agaci/</link>
		<comments>http://www.erdincgonenc.com/55/zeytin-agaci/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 10 May 2012 15:07:03 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Erdinç Gönenç</dc:creator>
				<category><![CDATA[Cumhuriyet Gazetesi]]></category>
		<category><![CDATA[Gazete Ege]]></category>
		<category><![CDATA[ekonomi]]></category>
		<category><![CDATA[margarin]]></category>
		<category><![CDATA[tarım]]></category>
		<category><![CDATA[üzüm]]></category>
		<category><![CDATA[zeytin ağacı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://ecbiz97.inmotionhosting.com/~pixele7/erdincgonenc.com/?p=55</guid>
		<description><![CDATA[Ben zeytin ağacıyım&#8230; Ana yurdum Anadolu’dur. Yaşamak için, en uygun toprağı ve iklim koşullarını, Akdeniz kıyılarında buldum. İncir ve çekirdeksiz üzüm kardeşlerimle birlikte, Ege Bölgenizin simgesini oluştururum. Diğer tarım ürünlerinin yetişmediği, kıraç, eğimli, kurak ve yoksul topraklarda yetiştirilebilirim. Bu nedenle, kıyılarınızı süslemek yanında, özel bir ekonomik değerim de vardır&#8230; Aslında, biraz geç mahsule yatarım. Ancak, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Ben zeytin ağacıyım&#8230; Ana yurdum Anadolu’dur.</p>
<p>Yaşamak için, en uygun toprağı ve iklim koşullarını, Akdeniz kıyılarında buldum.</p>
<p>İncir ve çekirdeksiz üzüm kardeşlerimle birlikte, Ege Bölgenizin simgesini oluştururum.</p>
<p>Diğer tarım ürünlerinin yetişmediği, kıraç, eğimli, kurak ve yoksul topraklarda yetiştirilebilirim.</p>
<p>Bu nedenle, kıyılarınızı süslemek yanında, özel bir ekonomik değerim de vardır&#8230;</p>
<p>Aslında, biraz geç mahsule yatarım. Ancak, altı-on yaşlarım arasında ekonomik ürün vermeye başlarım ve olgunluk dönemine, seksen-yüz yaş arasında ulaşabilirim.</p>
<p>Bu özelliğimin nedeni, tembellik değil; çok uzun ömürlü oluşumdur. Eğer kesmez köklemezseniz, biraz da bakım gösterirseniz, bin yıl yaşayabilirim ben&#8230;</p>
<p>Dolayısıyla, pek çok insan neslini görebilirim ve bu özelliğim nedeniyle de, kişilerin ve hatta bir tek neslin malı sayılmam gerekir. Beni, ulusal bir servet saymalı ve yok edildiğimde boşluğumun kolay doldurulamayacağını bilmelisiniz&#8230;</p>
<p>Aslında, bana diğer ülkelerdeki kadar iyi baktığınızı söylemem. İspanya, Yunanistan gibi ülkelerde, zeytinimi beni hırpalamadan toplamak için çeşitli teknikler geliştiriyorlar. Beni insan boyunda tutmayı bile başardılar ki, zeytinlerimi elle toplasınlar.</p>
<p>Siz ürünümü almak için beni hala sopalarla döversiniz. Bu nedenle, filizlerim zedelenir ve bir yıl iyi ürün verirsem ertesi yıl veremem. Yok yıllarındaki ürünüm, var yıllarına göre dörtte bir oranına kadar iner. Toprağımı çok seyrek sürer, hemen hemen hiç gübre vermezsiniz.</p>
<p>Dolayısıyla, ana yurdum Anadolu, ağaç varlığı açısından, dünyada ancak dördüncü sırayı alabilmektedir. Bu durumdan üreticimi sorumlu tutmuyorum&#8230;</p>
<p>Çok uluslu tekeller yağımı unutturdu. Halkınızı margarine alıştırdı. Yağımı tanıtmak, kullanımını özendirmek için; radyolarınızda, televizyonunuzda bir tek program bile yapılmıyor&#8230;</p>
<p>Yunan halkı kişi başına yılda yirmi bir kilogram zeytinyağı tüketirken, siz kişi başına, ancak iki kilogram tüketiyorsunuz.</p>
<p>Anadolu’da beni hiç tüketmeyenler var&#8230;</p>
<p>Oysa, sıvı vağ açığınız, yılda yüzelli bin tonu buluyor ve bu açığı kapatmak için siz, yurt dışından ayçiçek yağı getiriyorsunuz.</p>
<p>Bu koşullarda da, benim korunmam ve bakımım, üreticimin gücünü aşıyor&#8230; Ürünü para etmiyor çünkü&#8230;<br />
Devlet korumasının, devlet desteğinin artması, ulusal parklarda korunmaya alınmam gerekirken devlet elini eteğini, büsbütün çekiyor&#8230;</p>
<p>Ben tüm olumsuzluklara karşın, varlığımı sürdürdüm, yine sürdürürüm.</p>
<p>Ama, şimdi de beni kesip kesip, kökleyip kökleyip, yerime çirkin villalarınızı dikmeye başladınız&#8230;.</p>
<p>Kıyılarınızda sayım giderek azalıyor.</p>
<p>Üçkuyular’daki tepede, şimdi benim yerimde koskoca Oyak Sitesi yükseliyor. Balçova teleferikte de kıydınız bana.<br />
Ben yaşamak istiyorum&#8230;</p>
<p>Siz de torunlarınızın, onların torunlarının yaşamasını istemelisiniz.</p>
<p>O zaman bırakın beni, bin yıl yaşayayım&#8230;</p>
<p>Cumhuriyet, 13 Ocak 1990;<br />
Gazete Ege, 8 Eylül 1997</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.erdincgonenc.com/55/zeytin-agaci/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>
<!-- This Quick Cache file was built for (  www.erdincgonenc.com/feed/ ) in 0.50041 seconds, on May 20th, 2012 at 5:55 pm UTC. -->
<!-- This Quick Cache file will automatically expire ( and be re-built automatically ) on May 20th, 2012 at 6:55 pm UTC -->
