Skip to main content

Şirketler, Daha Az Vergi Vermek İçin Kuruluyor

Sanayi ve Ticaret İl Müdürü Erdinç Gönenç, varolan sanayi bölgelerinin dışında artık İzmir’de sanayiinin kurulmasına karşı. İzmir ve çevresinde çok güzel tarım ürünleri yetiştiğine dikkat çeken Gönenç, daha fazla sanayileşmenin tarımı ve doğa yapısını gerileteceği inancında.

-Sayın Gönenç, İzmir’e bir türlü gelemeyen doğalgaz hakkındaki görüşleriniz nelerdir?

Bunu sadece doğalgaz olarak düşünmek yanlış, bana kalırsa İzmir ekonomi ve ticari alanda hakettiğinin çok gerisinde kalmış durumda. İzmir’in bugüne kadar ihmal edildiğini söylemek yanlış olmaz. Yalnız son zamanlarda İzmirli yeni bir anlayış geliştirdi, “devletten bir beklentimiz yok, biz kendi işimizi kendimiz yaparız” diye düşünülüyor. Aslında doğalgazın çok önceden İzmir’e gelmesi gerekiyordu. Yatırım programlarında da doğalgazın İzmir’e getirilmesi ile ilgili herhangi bir program yok. İzmirli işadamları bu konuya el attılar ve bunun için çalışmalar başladı. Doğalgazın İzmir’e gelmesiyle elektrik açığının kapanacağına da inanıyorum.

-İzmir ekonomisinin daha iyi yere gelmesi için sizce neler yapılması gerekir?

Sanayi ve Ticaret İl Müdürlüğü olarak, çevreyi koruyarak sanayileşme politikasını güdüyoruz. Ben, 6 yıldır İzmir’de görev yapıyorum. Bu süre içinde sanayi bölgeleri dışında tek bir fabrika kuruluşuna izin vermedim. Dolayısıyla, organize sanayi bölgelerinin ve küçük sanayi sitelerinin kuruluşunu destekliyoruz, organize sanayi bölgeleri yanında uydu kentler gibi bir model düşünüyoruz. Şu anda çalışmaları devam eden organize sanayi bölgelerinin dışında bulunan Aliağa ve Torbalı gibi organize sanayi bölgeleri de hayata geçirilmeli. Yalnız ben bu çalışmalar tamamlandıktan sonra İzmir’de artık sanayi kurulmasına taraftar değilim. Çünkü, İzmir’in doğası çok zengin, tarım da çok güzel ürünler yetişiyor. Daha fazla sanayileşme tarımı ve doğa yapısını gerilecektir. Dolayısıyla İzmir’i sanayi kenti olmaktan çok, kültür, sanat, turizm, tarım ve kongreler şehri yapmak gerekiyor.

-Geçtiğimiz yıl İzmir’de kaç şirket kuruldu ya da kapandı?

Geçtiğimiz yıl, il içerisinde 116 anonim şirket kuruldu. 1490 anonim şirkette sermaye arttırımında bulundu. Yıl sonu itibarıyla çalışmalarına devam eden anonim şirket sayısı 5190. Bunlardan 460 tanesi tasviye, 25 tanesi iflas halinde bulunmakta, 8 tanesinin ise, yıl içinde tasviyesi tamamlanarak kaydı silinmiştir. Yine geçtiğimiz yıl, 5454 adet limited şirket kuruldu. Rakamlar kurulan şirket sayısının arttığını gösteriyor. Bu da ekonomide canlılık demektir. Ancak, kurulan bu şirketlerin tümü için aynı şeyi söylemek mümkün değil. Bu şirketlerin önemli bir bölümü maalesef daha az vergi ödemek için kuruluyor. Böylelikle gelir vergisinden kaçmaya çalışıyorlar.

-Ülkedeki gelir dağılımındaki adaletsizliği önlemek için nelerin yapılması gerekiyor?

Bence, Türkiye’deki en büyük sorun istihdam sorunu. Türkiye, nüfusu hızla artan ülkelerden birisi. Dolayısıyla, çalışabilir nüfus sayısı da artıyor, öte yandan teknolojik gelişmede, daha az emek kullanılırlığı içeren şekilde gelişiyor. Yani, teknolojik gelişme ile nüfus artışı arasında çözümü son derece zor olan bir çelişki var. Yeni teknolojilere “hayır” diyemezsiniz, o zaman, uluslararası rekabette çok geri kalırsınız. Bu çelişkiyi çözemediğiniz zaman da işsizlik ortaya çıkıyor. Dolayısıyla, gelir dağılımındaki bozukluğu ortadan kaldırmanın temel yolu, insanlara iş sahası yaratmaktır. Burada devletin devreye girmesi gerekiyor. Ben de devletin ekonomiden elini eteğini çekmesi, özelleştirmenin yapılması görüşlerini elbette benimsiyorum. Ama, devlet, işsizliğe çözüm bulmak, özel sektörün yatırım yapmaktan kaçındığı doğudaki kalkınma sorununu çözmek için ister istemez ekonominin içine girecektir. O zaman yapılması gerekli olan iş, ileri teknoloji kullanımını gerektirmeyen bir takım yatırımları devlet eliyle yapmaktır.

-Sanayi ve Ticaret İl Müdürlüğü olarak, tüketicinin korunmasına yönelik çalışmalarınız var mı?

Biz, tüketicinin korunmasına büyük önem veriyoruz. Türkiye’de piyasa ekonomisi uygulamaya çalışıyoruz, serbest ekonomi, liberal ekonomi dediğimiz ekonomiyi uygulamaya çalışıyoruz. Bunun böyle olması doğal. Çünkü, demokrasinin ekonomik sistemi, serbest piyasa ekonomisidir. Planlı ekonomiyi bugün, küçük ve kapalı ekonomi modeli olduğu için uygulamak mümkün değil. Ama globalleşme olgusu ortaya çıktı ve Türkiye’deki şirketlerin çoğu çok uluslu hale geldi. Eğer, planlama düşünülecekse, bütün dünya ekonomisini aynı anda planlamak lazım. Tek bir ülkenin planlı ekonomide kalması mümkün değil, zaten bu model de totaliter rejimlerin ekonomisi haline geldi. Ama, serbest piyasa ekonomisini uygulayabilmek için üç maddeyi kurmak gerekir. Bunlar; tüketicinin korunması, rekabet ve çevredir. Bu üç maddeyi korumadığınız halde, ben piyasa ekonomisi uyguluyorum diye ortaya çıkarsanız, onun adı vahşi kapitalizm olur. Dolayısıyla, üç unsurun korunmasına İl Müdürlüğü ve bakanlık olarak çok büyük özen gösteriyoruz.

İzmir 2000 Dergisi, 1 Nisan 1998

Originally posted 2015-11-02 10:54:53.

Reji

Benim çocukluğumda Alsancak sokakları tütün işletmelerinde çalışan gencecik kızların, erkeklerin üstü başı tütün kokardı…

Benim çocukluğumda Reji’nin acı anıları da belleklerden silinmemişti daha…

Aramızda eski Reji kavasları, Reji kolcuları yaşardı.

Reji’nin baskı demek, sömürü demek olduğunu duyardık ve bilirdik.

Dünyanın en iyi şark tütünleri, İzmir’in Gavurköyü’nde, bir Akhisar’da yetişir.

Bu yüzden de Osmanlı’nın tuz ve tütün gelirlerine el koyan Düyunu Umumiye, Reji İdaresi’ni de İzmir’de kurmuştur.

1887’de Reji gelene dek, özgürce sürmüştü tütün tarımı ve alım-satımı. Osmanlı, sadece vergisini almıştı. Reji ile birlikte tütünün işlemesi de, alım-satımı da ona geçti.

Reji tek alıcı oldu. Reji’den başkasına tütün satmak yasaktı.

Osmanlı’nın Avrupalı’ya borcunu ödemek, Ege’nin tütün üreticisine düşmüştü.

İstanbul Boğazı’ndaki yalıların, sarayların, Rumeli’ye ya da Arabistan’a yaptırılan yolların hanların bedelini, yoksul tütün üreticisi ödeyecekti.

Ve çok acı biçimde ödedi de…

Reji, acımasız bir sömürü çarkı kurdu. Tütün alım fiyatını keyfince belirledi.

Yurt dışına otuzbeş kuruşa sattığı tütünü üreticisinden on kuruşa aldı.

Tütün üreticisi yoksuldur. Ama yine de üretir tütünü. Çünkü, tütünün yetiştiği yerlerin çoğunda başka ürün yetişmez. Tütüne “eli mahkumdur” yani.

Tütün üreticisinin dindeyken on kuruş, Reji’nin eline geçince otuzbeş kuruş…

Ve doğaldır ki kaçakçılık başladı. Kimi üreticiler, ürünlerinin bir bölümünü gizlice tüccara sattı.
Ama Reji bu… Boş durur mu?

Osmanlı’ya bir yasa hazırlattı. Buna dayanarak da silahlı kolcu örgütünü kurdu. Anadolu insanı birbirini kırsın diye…
Kolcular üreticileri öldürmeye başladılar.

Tütün kana bulanmıştı…

Abdülhamit bile birara Rejiyi kaldırmayı düşündü, ama gücü yetmedi.

Cumhuriyete kadar tütünün üzerinden kan eksik olmadı.

Bugünlerde de yüreği kan ağlıyor tütün üreticisinin…

Cumhuriyet, 8 Nisan 1990;
Gazete Ege, 20 Ekim 1997

Originally posted 2015-11-02 10:54:48.

Bir Anı ve TANSA’nın Doğuşu

1977 yılı sonlarında kurulan, Ecevit Hükümeti’nin bakanlarından birisi, Mülkiye’den sınıf arkadaşım, rahmetli Mahmut Özdemir’di. Türkiye’de ilk kez oluşturulan bir bakanlığın “Yerel Yönetimler Bakanlığı’nın başına getirilmişti. Kısa bir süre sonra ben de Tariş Genel Müdürü oldum. Beni göreve getiren Ticaret Bakanı, eski meslektaşım ve bir ağabey kadar yakınım olan Teoman Köprülüler’di.

Biz Tarım Satış Kooperatif birlikleri genel müdürleri, hükümet politikası gereği, bütün bayilik sözleşmelerimizi iptal edip, ürünlerimizi kendi satış mağazalarımızda pazarlamaya yönelmiştik. Daha göreve başladığım ilk günlerde Konak’taki Tariş mağazasını açtık. Ardından hemen her kooperatifimizde, ortak dışındakilere de ucuz satış yapan mağazalar açtık. Teoman Ağabey’e, yurt dışında bulunduğu sırada Mahmut Özdemir vekalet ederdi. İki bakanlık görevini birden yürüttüğü böyle günlerden birinde, beni Adana’ya Çukobirlikte bir toplantıya çağırdı. Yanında yine mülkiyeden ağabeyimiz, müsteşar yardımcısı Fikret Toksöz vardı. Çukobirlik Genel Müdürü sevgili Abdullah Kütküt’ün odasında, dörtlü bir toplantı yapıldı. Gündem, Tarım Satış Birlikleri ürünlerinin perakende satışında, belediyelerin de rol almasıydı. Abdullah ve ben, belediyelere hangi ürünlerimizi hangi koşullarda verebileceğimizi anlattık. Cesaret ve kararlılık arttı. Sonunda, TANSA (Belediye Tanzim satış Mağazaları) fikri ortaya çıktı. Özellikle başlangıçta, TANSA’ların temel dayanağı, birlikler olacaktı. Tama-Tarin TARİŞ’ten, ayçiçek yağı, Trakya Birlik’ten mercimek-nohut Güneydoğu Birlik’ten ve diğerleri…

Amaç üreticiden-tüketiciye, aracısız ve dolayısıyla ucuz satıştı. Sanırım uygulamayı ilk olarak, İzmir ve Ege başlattı. Güneşli bir sabah, belediye bandosu eşliğinde, Teoman Köprülüler, İhsan Alyanak ve ben, Fuar’daki pavyonların TANSA ana deposunun açılışını yaptık. Bina, tıka basa TARİŞ ürünleri ile doluydu. O ilk gün, başkaca bir ürün de yoktu zaten…

Hemen ardından, hep birlikte Aydın’a gidip, Belediye Başkanı Muhterem Ağababaoğlu’nun TANSA deposunu da hizmete soktuk. Ve nihayet Muğla ve ilk TANSA satış mağazasının açılış töreni. Başkan Erman Şahin çok iyi örgütlenmiş, nerede ise tüm Muğla, alana toplanmıştı.

Çok değil bir buçuk yıl sonra ben de Muğla TANSA müşterisi oldum. Muğla’nın, kekik kokulu oğlak etini, TANSA’dan alırdım hep.

Fuar’daki bir pavyonda, geçici bir depo olarak gözünü dünyaya açan İzmir TANSA ise, zaman içinde TANSAŞ adını aldı ve bir dev kuruluşa dönüştü. Şimdilerde onun devamlı müşterisiyim. TANSA kurulurken, TANSAŞ’ın bugün ulaştığı nokta amaçlanmamıştı elbette. Hemen her mahallede hatta İzmir dışında mağazası bulunan ve iğneden buzdolabına kadar pek çok ürünü pazarlayan bir süper market zincirini, belediye eliyle kurmak amaçlanmamıştı yani, bakkala rakip olmak veya onun yerini almak da istenilmemişti.

Veresiye defteri oldukça, balkondan sarkıtılan alış-veriş sepeti ve komşuluk oldukça bakkal da olacaktır Türkiye’de. Amaçlanan sadece, tanzim satışı yoluyla, temel tüketim maddeleri piyasasını, tüketici lehine düzene sokmaktı.

Nitekim TARİŞ, kıtlığının çekildiği günlerde odaların gözetim ve planlamasında bakkala da margarin vermeyi sürdürmüştür. Çünkü TARİŞ satış mağazaları ve TANSA’lar dolu olsa bile bakkalda yoksa, margarin yok demekti halkın gözünde.

Ucuzluk demek; enflasyon fiyatlarını olabildiğince geriden izleyebilmek demektir. Büyük stoklar gerekir, fiyatları geriden izlemek. Kuru fasulyede, pirinçte, mercimek, nohutta, şeker ve yağda büyük stoklar et gibi stoklanmayan ürünlerde ise canlı hayvan alımı veya ithalat.

Ayda bir kaç tane satabildiğimiz buzdolabı için parfüm için ayıracağınız her kuruş, temel tüketim maddelerinde, daha az stok demektir.

İşte bunun için “sadece temel tüketim maddelerinde” tanzim satışı.

Evdeki hesap çarşıya uymadı. TANSA, TANSAŞ oldu. Belki iyi oldu. Belki Tansaş’ın gerçek bir süper markete dönüşmesi de iyi olacak.

Bence; “Tanzim Satışı” yine gerekli. Hadi “Tüketim Kooperatifleri” iş başına.

Gazete Ege, 1 Aralık 1997

Originally posted 2015-11-02 10:54:44.