Skip to main content

Evet, Fabrikalar Kurulsun Ama Nereye?

Bilmeyenler için söylüyorum: Bir fabrika kurmak isterseniz, pek çok kuruluştan izin almanız gerekir. Kolaylıkla da alırsınız çoğu kez. bir de bizden izin almanız gerekir ardından. Bizden pek kolay alamazsınız gerekli izni.

Bürokratlığımızdan değil elbet. Fabrikaları biz de çok severiz. Fabrika demek, kalkınmak demek, işsizlere iş demek çünkü…

Bir sığır sürüsü, dolaşarak otlarken, oraya-buraya pisler. Tarlaya gübre olur pislikler. Doğaya zarar değil, yararlıdır yani.

1974 yılında güzelim Maliye Bakanlığını, hem de Hazine Genel Müdürlüğünü istifaen bırakıp, Karadeniz Bakır İşletmeleri’ne Genel müdür Yardımcısı olmuştum. Bu aptallığımın nedeni, daha çok çıkar değil, inançtı elbette. Karadeniz Bakır İşletmeleri, bugünlerde özelleştirilecek. Ben görev aldığımda zaten özeldi… Bizim kadro devletleştirdi ve millileştirdi. Batmaktaydı aksi halde…

Samsun İşletmesine ilk gittiğimde gözüme batan, koskocaman bir bacaydı; Topraktan çıkarılan bakırı, zehirli gazlarla birlikte havaya savuran. Dumanın ulaştığı güzelim Karadeniz yamaçlarında meğer Dünya’nm en nitelikli tütünleri yetişirmiş bir zamanlar. “Murgul’un bakırını, havaya savuracağımıza, toprak altında, çocuklarımıza bıraksaymışız ya, belki onlar işletmesini becerir” diye düşünmüştüm.

Daha sonra Murgul’a gittim. Hem de Hamsi Köy’den geçerek. “Yeşilin yeşili” Hamsi Köy’den, sütlaç da yiyerek geçtim. Murgul’u gören bilir; ormanlar içinde, bir kanserli bölge. Acaba, insan ciğerlerini nasıl etkiler, ormanları yok eden duman? Murgul insanları, elli yılı zor çıkartıyor…

Sanayileşelim elbet, fabrika demek, kalkınma demek, iş demek. Peki ama fabrikaların, Bursa’nm şeftali bahçelerinde, İzmit Körfesi’nin çilek tarlalarında, benim İzmir Körfezi’de işi ne? Bana “kuruluş yeri teorisinden” söz etmeyin, onu bilirim. Bunları ben bile bile söylerim…

Yıllarca ve yıllarca biz hep, bacaların tütmesini istedik: “Benim memleketimde fabrika bacaları tütüyor mu? Tütüyorsa mesele yok.”

Ancak şimdilerde sorun, bacaları tüttürmek değil, bacaları tüttürmeyen üretimi becerebilmek. Gelişmişler artık, fabrikalarını geri kalmışlara transfer ediyor…

Biz yine de sanayileşelim. Çünkü fabrika, kalkınma demek, iş demek…

Sanayileşmesine sanayileşelim de oraya, buraya, aklımıza estiğince kurmayalım fabrikalarımızı.

Bakanlığımın politikası, kesin zorunluluk olmadıkça, Küçük Sanayi Siteleri ve Organize Sanayi Bölgeleri dışında, fabrika kurulmasına izin vermemek yönündedir. Ola ki, bir içme suyu kaynağı veya değerli bir maden yatağı bulup da yanı başına bir işletme kurmak istiyor olmayasınız…

Bakanlığımızın bu politikasını biz, inanç ve kararlılıkla uyguluyoruz, uygulayacağız da…

Arıtması olan kuruluşlar, Organize Sanayi Bölgelerinden kaçınmaya çalışıyor. Arıtma var, canı isterse çalıştırıyor. Çünkü arıtma pahalı, doğayı kirletmek ucuz… Organize bölgelerde ise arıtmalar devamlı denetim altındadır ve çalışır.

Yanlış anlaşılmasın, sorun sadece çevre koruma değil; çevreyi kitletmese de fabrikalar, küçük sanayi Siteleri içinde, Organize Sanayi Bölgeleri içinde örgütlenmelidir, oralarda verimliliği artıran bir sinerji oluşuyor. Çevrelerinde uydu kentler de oluşacak. Al sana sağlıklı kentleşme. Doğru politika bu…

Fabrika, kalkınma demek, iş demek, yeter ki doğru yerde kurulsun…

Yeni Asır, 8 Şubat 1995

Originally posted 2015-11-02 10:54:03.

Kapıdan Satışlar – 1

Benim çocukluğumda günlük alış veriş, kapıdan yapılırdı genellikle. Bu tür alış veriş, yok olmadı ama, epey azaldı günümüzde. Hem miktar, hem de çeşit olarak azaldı. Eskiden, bütün gün boyunca; eşekli, at arabalı satıcılar dolaşırdı, sokak aralarında… Yoğurt ya da tahin-pekmez satıcıları, omuzlarındaki askıyla taşırlardı, yüklerini. Boza satıcıları da öyle… Bardacıkların üzeri, incir yaprağı kaplı olurdu: “Haydi buz gibi bardacık, şeker lokum bardacık…” Balıkçılar, ellerinde hasır sepetle gezerdi, üstü ıslak çuval kaplı.

Şimdilerde de kamyonetli balık satıcıları, geçmiyor değil evimin önünden. Hem nadiren geçiyorlar hem de sardalyeden başka balık sattıkları yok. Benim çocukluğumdakiler; isparoz, lidaki ve de çipura satarlardı. Balıkları bizzat kendileri ve Körfez’den yakalamış olurlardı. Çipura bile alabilirdik ve aldıkmıydı tepside, etrafına domates, biber dizip, doğru mahallenin fırınına…

Artık, ne Körfez kaldı, ne balıkları.

Oysa çocuk halimle ben bile, her balığa çıkışımda, sekiz on isparoz yakalardım, Alsancak vapur iskelesi civarında.

Yoğurt, tahin-pekmez, plastik kaplarda satılıyor şimdi, boza satıcılarının, sesini bile duymaz olduk.

İyi mi oldu, kötü mü? İyi oldu ebette. Çünkü geliştik, kalkındık. Artık, değil süper, hipermarket zincirlerimiz var. Bir de Körfez’i öldürmeden, kalkınabilseydik. Benimki nostalji işte boşverin. Körfezler, nehirler mi önemli, yoksa onları kirleten fabrikalar mı?

“Fabrika demek, iş demek sanayileşmek demek”, peki göller – dereler ne işe yarar?

Fabrikalar kurulsun elbet, ama doğru yerlere kurulsun.

“Nereden başlayıp, nerelere geldin” demeyin. Bozacıyı özleyen biri, çocukluğunun Körfez’ini, elbette çıkaramaz aklından.

Gelelim kapıdan satışlara: Günümüz Türkiye’sinde artık, özel bir anlamı var, “kapıdan satış” deyiminin. Tüketicinin Korunması Hakkındaki Yasa’da özel bir yeri var ve de kavunkarpuz alışverişi, kapıdan satış sayılmıyor.

Kapıdan satışın ne anlama geldiğini anlamak için, Yasa’ya bakmak gerek. Şöyle diyor 8. maddesinde: “Kapıdan satışlar, işyeri, fuar, panayır gibi satış mekanları dışında, önceden mutabakat olmaksızın yapılan, değeri, iki milyon Türk Lirası’nı aşan tecrübe ve muayene koşullu satışlardır.” Aynı maddenin beşinci fıkrasında da şöyle bir hüküm var: “Satıcının, mal veya hizmeti, işyeri dışında satışa sunması, teamül, ticari örf veya adetten ise, bu madde uygulanmaz.

“Salça yapacağım” deyip, sokak satıcısından alacağınız domates, iki milyondan fazla bile tutsa ki tutabilecek gibi görünüyor; kapıdan satışlarda, tüketiciye sağlanan özel haklardan, yararlanamazsınız. Çünkü, teamül gereği…

İşte bu yüzden, çocukluk anılarımla başladım yazıma. Teamülü anlatmak için. Ama bu arada yerim bitti ve zorunlu olarak, devamı haftaya…

Gazete Ege, 30 Eylül 1996

Originally posted 2015-11-02 10:53:58.