Skip to main content

Hırsız Var!

Yazlık evi olup da en az bir kere soyulmayan yok gibi. Arabası çalınan da çok. Benim evim yazlık değil, ona da hırsız girdi. Gasp suçları arttı, otopark mafyaları türedi. Nedeni işsizlik… Özellikle Doğu ve Güneydoğu Anadolu’dan kaçanların neredeyse tamamı işsiz. 1980’li yıllardan itibaren moda olan ekonomi politikaları istihdam sorununa hiç aldırmıyor.

Oysa, nüfus hızla artarken, teknolojik gelişme, üretimdeki emek gereksinimini giderek azaltıyor. Neredeyse, antagonist bir çelişki söz konusu yani. Serbest piyasa mekanizmaları ile kendiliğinden çözüm mümkün değil. Özel sektörün işi de değil zaten. devletin bilinçli müdahalesi gerekli.

Özelleştirme yapılsın amenna. Devlet ekonomiden çekilsin, bankacılık da yapmasın, doğrudur. Peki, ya özel sektörün boş bıraktığı yerleri kim dolduracak? Ülkemizin İç Anadolu’da olsun, Doğu’da olsun geri kalmış yörelerini kalkındıracak yatımları kim yapacak? Nüfus artışı ile teknolojik gelişme arasındaki çelişkiyi kim çözecek? Devlet elbet, başka yapacak yok…

Demek devlet, tümüyle ekonomi dışına atılamıyor.

Bölgesel dengesizlikleri giderecek bir kalkınma için istihdam düzeyini yükseltip, işsizliği en aza indirmek için devletin bilinçli, planlı girişimciliğinden vazgeçemeyiz. Böylesine sınırlı bir devlet müdahalesinin serbest piyasa ekonomisi ile çelişen bir yanı da yoktur.

Çağımız bilgi çağı, teknoloji çağı. Gelişim hızı müthiş. Teknolojik gelişmenin motoru olan bilgisayarlar, 1 yıl bile geçmeden demode oluyor. Böyle bir dünyada teknolojiyi devamlı yenilemek, en yenilerini almak zorunlu. Özellikle de son amacı kârlılık olan özel sektör için.

Ama eğer işsizlik de bizim için bir sorunsa, önemli bir sorunsa hem de istihdam yaratıcı emek yoğun teknoloji kullanımı da gerekli kimi yatırımlarda.

Ben olsam tarım satış kooperatiflerinin tarıma dayalı sanayilerini geliştirirdim, kapatmak yerine.

Yine ben olsam, ülke çapında bir demiryolu seferberliği başlatırdım. İsteyen herkes, asgari ücretten gelip çalışsın. Hem onların işi olsun hem de ülkeyi “demir ağlarla” örelim. Mevcudu ıslah edelim önce. Trenlerimiz hızlansın. Ardından ver elini trenle Trabzon, ver elini Antalya, Muğla…

Ne güzel bir düş ama….

Aslında, nüfus artışı ile teknolojik gelişme arasındaki çelişkinin temel çözümü çalışma saatlerinin azaltılmasıdır. İki saatlik bir azaltmayla, yüzde 25’lik bir istihdam artışı sağlanıyor çünkü. İnsanlar da dinlenmek, kültürel ve bedensel gelişmelerinde kullanabilmek için iki büyük saat kazanıyor. Teknolojik gelişmeden insanlara düşen pay budur.

Sendikacı olsam bunu da düşünür ve salt çalışanların değil, çalışamayanların da savunucusu olmaya çalışırdım. İşi olanın ücretini arttırmak güzel de yetmiyor işte.

İşsizi ve hırsızı olmayacak günler dileğiyle…

Gazete Ege, 4 Kasım 1996

Originally posted 2015-11-02 10:53:44.

Bir Kilo Peynir

Geçen hafta pazardan, bir kilo keçi peyniri aldım. Değişiklik olsun diye.. Muğla’da sıkça alırdık. Yeniden İzmir’e döndükten sonra hiç yememiştik. Peynirimiz de hep TANSAŞ’tan alınıyor.

Pazarda, keçi peynirinin kilosu on bin lira. Ucuz.

Ucuz olmasına ucuz da neye göre ucuz?

Kuşkusuz, bugünün fiyatları genel düzeyine göre ucuz. Yoksa bir yıl öncesine, hele hele geçmişe göre, hiç bir şey ucuz değil artık..

Geçmiş deyince aklıma, öğrencilik yıllarım geldi nedense.

Mülkiye’nin giriş sınavını, maliye’nin burslusu olarak kazanmıştım. Öyle olmasa, okuyamazdım zaten.

Daha önceleri, trenle geçerken gördüğüm Ankara’ya, kayıt yaptırmak için, ilk kez gittiğimde, okulun yerini zorlukla bulmuştum. İnmem gereken durağı kaçırdıktan sonra, geriye yürüyerek..

Yurtta kalman ilk gece, gizli gizli ağlayanlar çok olur..

Sonra ilk bursumu almıştım: Tam yüzelli lira!

Yurt ücreti olan otuz lirayı düş; geri kalan yüz yirmi lira, bir ay geçinmeye yeterdi. Hem de; hiç bir önemli filmi kaçırmadan.

Bazı ay başlarında, Günseli Lokantası’nda şaraplı biftek bile yerdik.

Yaz tatili başlarken, üç aylık bursu kırdırır ve İzmir’e eve gönderirdim. Bütçemize önemli katkısı olurdu.

İkinci yıl bursumuz, yüz yetmiş beş lira oldu.

Üçüncü ve dördüncü sınıflarda ise; iki yüz elli lira aldık, her ay.

Üşenmedim, oturup hesap yaptım: Dört yıl boyunca toplam dokuz bin dokuz yüz lira almışım, Maliye’den.

Yanlış anımsamıyorsam, sekiz yıllık bir zorunlu hizmet idi dokuz bin dokuz yüz liralık toplam bursun karşılığı.

Maliye’de göreve başladıktan kısa bir süre sonra, Hazine Kontrolörü oldum, sınavla. Yıl 1962.

Hemen İzmir’e turneye gönderiler.

Cebimde onbeş günlük yövmiye farkı; altı yüz yetmiş beş lira.

Motorlu trenin restoranında, yaşantımda ilk kez, tabldot ısmarladım kendime. Yanında da buz gibi bir şişe Tekel birası.

Altı yüz yetmiş beş lira, ay sonuna kadar hem beni geçindirdi, hem de evi. Eşya falan bile aldıydık.

Maliye’ye olan borcumu; zorunlu hizmeti fazlasıyla yaparak ödedim.

Ama şeytan diyor ki, bir kez daha öde.

Git pazardan bir kilo keçi peyniri al ve Maliye’ye gönder.

Nasıl olsa keçi peyniri ucuz: Kilosu on bin lira…

Cumhuriyet, 20 Mart 1991

Originally posted 2015-11-02 10:53:53.

Erdinç Gönenç 10. yıl anma toplantısı

Mülkiyeliler birliği tarafından ölümünün 10. yılı münasebeti ile Erdinç Gönenç için anma toplantısı düzenlenecektir. Vefatından sonra bastırılan İzmir’im kitapları ücretsiz olarak dağıtılacaktır.

Tüm sevenleri ve katılmak isteyen herkes davetlidir.

Tarih: 28 Kasım 2008 – 18:30
Yer: Konak Belediyesi Alsancak Kültür Merkezi, Kıbrıs Şehitleri Caddesi No:12, 7.kat, Benal Nevzat Salonu

Originally posted 2015-11-02 10:53:41.