Skip to main content

Diyarbakır Anneleri

Diyarbakır anneleri elleri öpülesi kutsal kadınlar, baş tacımız, annelik onlarda zirveyi buluyor. Annelik hamilelikten başlayarak, doğumdan sonra da çocuğunu çok sevmek ve onu korumaktır. Doğum riskli bir olay, ölümler oluyor. Anneler her şeyi göze alır. Onlar bin günü aşkın bir süredir ailece oturup çocuklarını istiyor. Çocuk yaşta kandırılıp götürülmüşler, çocuklar bir çok şeyi bilmezler, geri gelememişler, anca şimdi annelerini televizyonda görünce gelenler oluyor. Onlar orada karda, kışta, yağmurda, soğukta oturup beklediler, hala da bekliyorlar. Saldırılara uğradılar gene da yılmadılar, çocuklarını istediler.

Şimdi de bir sürü dedikodular üretiliyor, orada para alıp oturuyorlarmış. Herkesin annesi var, onlara saygısızlık yapılmamalı. İsteklerini azimle koruyorlar, gerçekten farkındalar, onlar inşallah milletvekili olurla. Doğadaki hayvanlarımıza bakın, yuvadaki yumurtasını karga gelip yediği için güvercin kaybettiği yumurtasının aylarca yasını tutuyor, perişan oluyor, zaman zaman eski yuvaya gelip bakıyor. Bu durumları en çok çocuklarını kaybeden anneler bilir. İnşallah hepsi çocuklarına kavuşurlar. Annelik duygusu hiç bir şeyle ölçülemez. Onlar yaslı insanlar, onlara iyi davranın, bu işin siyasetle ve politika ile hiçbir ilgisi yok.

İnşallah yakında huzur dolu günlere kavuşurlar.

Sevinç Ayla Gönenç
13.9.2022

Diyarbakır annelerine:

Tatlı dillim, güler yüzlüm
ey ceylan gözlüm
gönlüm hep seni arıyor
neredesin sen, neredesin sen


Atem tutem men seni
şekere gatem men seni
akşam buben gelen de oy
önüne atem men seni

İpek Yolu

Bir kuşak, bir yol projesi.

Şu anda dünyamız iki gruba bölünmüş durumda zenginler ve fakirler. Zengin ülkeler paraları olduğu için herşeyleri satın alabiliriz diyorlar, her şey bizim sistemimize dahil olacak diyorlar. Sınırlar kalkmış gibi herkes her yere gidebiliyor, para sistemi altüst oldu, hükümetler zayıfladı haklardan koptular. Baştaki yöneticiler ülkelerinin zenginliklerini güçlü ülkelerle paylaşıyor, halklarına ancak geçirebilecekleri kadar az miktarda para veriyorlar. Kendileri çok zengin oldular, yurtdışında beğendikleri yerlerde mal mülk ediniyorlar.

Gelişmiş ülkelerde sarsıldı, Birleşmiş Milletler, Avrupa birliği, ABD, Çin, Rusya ve Arap ülkeleri dünyanın her yerinde ticaret üsleri kuruyor ve küçük ülkelerde ticaret yolları açmaya çalışıyorlar. Gelişmiş ülkeler oradaki hükümetlerde tarikat elemanlarını hükumet olarak destekliyorlar, para desteği veriyorlar, onlar oralardaki halkları sıkı dini baskı altına alıyor. İlk işleri kadınlar çarşaf giyiyor araba kullanamayacak ve halk hiçbir şeyden şikayet etmeyecek. Yoksa başlarına aile olarak neler geleceği belli olmaz. Gelişmiş ülkeler bunları yapmasınlar, o ülkelerde demokrasi olamaz, hiçbir zaman gelişemezler.

Dünyaya açık olmak lazım. Onlar da çareyi kendi ülkelerinden kaçmakta buluyorlar, istedikleri gibi medeni yaşayabilecekleri ülkelere gidip oralarda çalışmakta buluyorlar. Londra-Şanghay arası kuşaktaki ülkeler medenileşmeli, demokrasi gelmeli, ancak o şekilde normal bir ticaret olur.

Eğer yapılmazsa doğudan başlayan göç dalgaları daha da büyüyerek gelişecek,, durdurulamaz hale gelecek. Halklar serbest kalsın, baskı görmesinler. Biz transit ülke olduğumuz için bunu her geçen gün görüyoruz, alınan tedbirler yetersiz kalır, bizim ülkemiz üzerinden Avrupa’ya her yere yayılır.

Atasözü (aç tavuk ambar deler). Bırakın haklar ülkelerinde, kalsınlar mutlu olsunlar, bizler de huzur içinde oturalım.

Sevinç Ayla Gönenç
9.9.2022

Not: Büyük şehirlerde salgın hastalıklar olmaması için kontrol edilmesi lazım. Orta çağı da medeniyet salgın hastalıklar yüzünden çöktü veba (hıyarcıklı), tifo gibi.

Adalar Denizimiz

Annemin ailesi Mora yarımadasından mübadele ile Vapurla gelmişler. Vapurda araştırma yapan yunan askerleri görmesin diye Kuranı su bidonunun kapağına bağlamışlar. Geride evler, bahçeler, hayvanlar bırakmışlar. Annemin dayısı çocukken geldikleri için hatırlayabildiklerini anlatmıştı. Sonra Çeşme’yi, Ildırı’yı memleketlerine benzettikleri için Çeşmeye ve civarına yerleşmişler. Sonra kurtuluş savaşı başlayınca yunan ordusu İZMİR den çıkıp Çeşme’ye gelmiş, oradan yunanistana gemilerle geçmişler. Hanımneme bize masal anlatırmısın deyince hemen savaş hatıralarını anlatırdı.

Annemin dayısı Çeşme’den sakız adasına yüzerek gidip gelirmiş. Hepsi balıkçı, balık, ahtapot avlarmış. Ahtapotu önce kayalara vurarak köpürtürmüş, sonra pişirip yerlermiş. Ildırı’daki termal su kaynağına girerlermiş, büyük dedede bahçesindeki zeytin üzüm incir ağaçları ile ilgilenirmiş.

Çocuklar denize girerlermiş sonra hep beraber oturup kahvaltı ederlermiş. Dedede sabah ezanı ile gittiği bahçeden meyve sebze toplayıp getirirmiş. Evi ben görmüştüm, sahilde baraka bir evdi, iki basamakla eve giriliyordu, uzun bir salonu vardı. Yer yatağında yatılıyordu, sabah yüklüklere yataklar kaldırılıyordu. Gece gaz lambası ile aydınlatılıyordu. O odadan yan taraftaki mutfağa servis penceresi açılmıştı, mutfakla kiler bir aradaydı. Annemin anlattığına göre akrabaların evleri yanyana, hepsi bir arada yakın otururlarmış, çocuklar da nişanlıymış. Akşam üzeri piyasaya çıkarlarmış, kumların üzerine otururlarmış, kızlar kalkınca eteklerini silkeleyince kumların hepsi dökülürmüş, bir de denizde saçlarını kil ile yıkarlarmış.

Akrabaların arasında rum gelinler varmış, hepsi müslüman olmuş, hepside çok güzel rumca konuşurmuş. Hanımyenge çok güzel balık pişirirdi, bize de kefal yemeği yapmıştı. Bir tepsiye bol domates rendeledi, zeytin yağı ilave etti, içine kefal balığını ekledi, kısık ateşte pişirdi, çok nefis olmuştu. Çeşmenin reçelleri çok meşhurdur, olmamış küçük yeşil turunç reçeli, sakız reçeli.

Eski tip ahşap konakta termal otelde termal su havuzları vardı. Açık hava havuzlarına ıldırıda giriyorduk. Hanımnem bize rumca şarkılar söylerdi, samyotisa (komşu komşu hadi gel susam roplamaya gidelim), ah kanarini mobliko (sarı kanaryam) türküsü. Korkutucu masallar anlatırdı, hepsinin mekanı cennet olsun.

Eşimin aileside Giritten sakız adasına, oradan İzmire gelmişler, oradan Hatay tarsusa yerleşmişler. Portakal limon bahçeleri varmış. O ailedede ermeni, musevi gelinler varmış, hepsi müslüman olmuş. Türkiyeye uyum sağlamışlar, hepsinin mekanı cennet olsun. Şimdi adalarla bizim gönül bağımız var.

Sonra biz Bakırköy’e taşındık. O esnada kıbrıs barış harekatı oldu. Kuzey Kıbrısa rumlar saldırdı, insanları, aileleri katlettiler. Hatta bir anney,i üç çocuğuyla öldürüp banyonun küvetine koymuşlar, o resim hiç gözümün önünden gitmiyor. Kıbrısta peygamberimizin kız kardeşi hala sultan yaşamış. Ben Kıbrısa gitmedim ama Londradaki ev sahibimiz lefkoşalıymış, bize çok yardımcı oldu, sonradan yaşlanınca lefkoşaya dönmüş, mekanı cennet olsun.

Yunanistan o zamanda bizimle problem çıkarmıştı. Savaş esnasında Bulgaristan ve Balkan ülkeleride Ege denizine çıkmak istiyorlardı, aralarında problem çıkmıştı. Halbuki hepsi aralarında anlaşsalar, ipek yolu, doğal gaz boru hattı, Türkiye üzerinden yunanistan ve Avrupaya dağıtım yapabilir. Bütün ülkelerde iş olanakları artar, her kes kazanır. Savaşsız dostluk içinde yaşam şekillenir. Barış dolu güzel günler dileği ile.

Ayla Gönenç
13.6.2022